19 Haziran 2012 Salı
Ne inkâr ne itiraf
Nazlan!/
Sitem et!/
Kırıl bana!/
Beni geç vakit/
Tek başıma suya yolla.../
Bahçede yüzünü öteye çevir/
Güle hayret ediyormuş gibi yap../
Gülümseyerek konuş da başkalarıyla/
Somurt, avluda sadece ikimiz kalınca../
Kızıp en sevecen adımlarınla üst kata çık../
En sevdiğim çiçeğin saksısı kaysın elinden/
Derinleşsin ben içerledikçe ruhumdaki sakarlık.-i.özel.......
Derinleşiyor ben içerledikçe ruhumdaki sakarlık. Ve fakat neden içerlediğimi bilemiyor, bulamıyorum.. Yalnızca içgüdüsel bir durum mu, yoksa ulvi duygular mı müsebbib.. Bende ulvi duygu ne gezer.. Ulvi olsa nasıl üzer ki muhatabını..Vakit çabucak geçiyor beni. Gece olup tuttuğumda aydınlık olana dek nefesimi, sanmayın ki korkum gecedendir. Korkum yalnızca ruhunu ince ipliklerle bağlayıp gezdiren bir bedenden mütevellid, onun yokluğunda, ki o gündüz hayat kaynağı oluyor. Her şeyiyle beni memnun ederken hala kalbim nasıl sitemkâr, hüzünlü.. Neden? Neden sadece sevemiyor, aynı zamanda çok bağlanıp, çok özleyip, çok şey bekliyor ve sitemlerle mutsuz ediyorum.. Kendime en çok verdiğim telkindi halbuki bir beklentiye girmemek.. Halbuki beklentimin çok üstünde karşıkarşıya olduğum güzellik. Ama işte hep daha fazlasını istiyoruz, belki de bu leyladan geçip mevlaya varacak raylara taşıyacak vagonu, aşk aslına rûcû edecek.. Doymak bilmiyoruz.. Daha tadmadan doymaktan bahsetmek de komik elbet. Bize ne oluyor böyle.. Hiç olmadığım, karşılaştığımda koşarak kaçacağım bir insana mı dönüşüyorum? Lezzetle başlayıp enfes bir finale erişmek nasibolacak mı? Herşeyi mahvetmeden nasıl bulacağım orta yolu.. Nasıl incitmeden sevilir söyle bana, HİÇ İNCİTMEDEN NASIL SEVİLİR? Solmasın ciçeklerimiz.. Çok sevmekte çok acemiyim.. Bu aceleciliği ve unutkanlığı yalnız bir şey teskin edebilir; umduğuna sarılmak..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder