28 Aralık 2011 Çarşamba

Leyla bir özgecandır

Tamam, Leyla'dan Mevlaya varmak maksat.
Ama hacıabi, Leyla'dan start alan bir yol nasıl Mevla'ya varacak, ben onu bir türlü çözemedim diyor genşlik.. Leyla'dan geçmeyen bir yol yok mu Mevla'ya götüren? Var tabi ama o daha mı zor sanki..
Evet o daha zor.
Şimdi bir Leyla'nın nasıl biri ya da birşey olması gerektigi hususu var ki o en zoru. Nasıl bir Leyla Mevla'ya götürebilir ki insanı.. Of of. Zor işler bunlar..
Ya Sokrates'in karısı gibi birşey olacak ki onun Mecnun'un Leyla'sıyla hiçbir alakası yok, yahut Mecnun'dan ziyade aşıklık istidadı olacak bizde.. Ziyade de olmasın hadi, diyelim, Mecnun kadar enazından olması gerek.
Bir de en önemli nokta şu ki; Mecnun Leyla'ya kavuşamıyor zahirde.. Zor iş dedimse, gerçekten zor. Öyle böyle değil. Bir maksat uğruna ömrünü vermek ve ona ulaşamamayı göze almak zaten belki de Mecnun'u Leyla yolundan Mevla yoluna terfi ettiren şey.. Çünki onun derdi Leyla'nın suyunu sıkıp içmek değil, onun derdi Leyla'yı bulutların arasına yüceltmek... O zaten kavuşsa da kavuşmasa da aynı muameleyi yapacak belki de Leyla'ya..
Yani hasılı dostum, Leyla dediğimiz bir "kadın" değil aslında. Onu bulmak bile bu yolda bir mertebe katetmeye denkgeliyor sanırım.
Kendini bilen Rabb'ini bilir, sen kendini bilmezsen ya nice Leyla peşinde koşmaktır diyelim mi. Diyelim haydi.

Buna binaen çıkarmış olduğum şu kısa notları paylaşmak isterim sizinle delüanlılar;

‎"İnsanın fânî cihanda birtakım varlıklara meyyal yaratılması onun en mühim imtihanıdır."

"Muhabbetin lâyıkından başka yerlere sarfedilmesi; pırıl pırıl bir pınarın bir bataklığa, bir mezbeleliğe dökülmesi kadar fecîdir.

Nihayeti Hakk'a varmayan, sonu O'na ulaşmayan; yanlış adreslerde aranıp, çıkmaz sokaklarda heba edilen bütün fânî muhabbetler, ruh için beyhude bir yorgunluk ve sîklet sebebidir."

"Bütün fani alakalar hakiki adresine tevci etmelidir."

"Aile yapısı ile İslam, nefsani bir hayatı ruhanileştirerek ilahî muhabbete bir basamak haline getirir. Zina ile nikâh arasındaki fark budur. Biri nefsi cehennem zebûnu eyler, diğeri cennet tûbası eyler."

O. N. Topbaş Yüzakı Dergisi Sayı 82 Şeb-i Arûs başlıklı yazı

Öeeeeh!

İçim şişti lan.. Ciğerim patlayacak bisiklet pomposıyla şişirilmiş gibi.
Göğüs kafesim yarıldı yarılacak. Biri gazımı alsa iyi olacak.
Hiçbirimiz sevilmemeyi sevmeyiz diy mi.
Kıymet verdiğimizi üzmek istemeyiz diy mi.
Kıymeti kolay kolay vermeyiz diy mi.
Sonra alması zor çünkü. Alınmıyor.
o halde.

Defol!

defolayım.

22 Aralık 2011 Perşembe

Ve sen..

Ve sen erik olup düşersin..

Eteklerinde ciklet pembesi bir yığın payet..
Bakacaksın ekrana, gülerek bir müddet

Gerçeği görmedin, için rahat
Kapat gözlerini, elini uzat
Değdiğin şey dalıydı asırlık bir zeytinin,
Ve kurudu her değişinde elinin..

Hakedene hakkını verelim
dediler
-Peketini açmazsan
Hakkını daha uzun süre saklı tutabilirsin-
Titizlikle yetiştirilip ince ince doğranmış
Kendi zevklerine göre özel soslara bulanmış
Hakları
Opak janjanlı ambalaj kağıtlarıyla
paketlediler
Raf ömrü uzun
Çok keyifli

Ve sonra özgürlük ve demokrasi
Anne eli değmiş gibi

Miş gibi
Mis gibi.

Eteğine dök
Paketi sök
Eldiveni giy
Kan tutmasın seni
Gözün ekranda
Elin dünyada
Ayıkla kandan irini
Değmesin ruhuna hiçbiri
Kat biraz margarin, sonra bulyon biraz da
Süt tozuna bula
Doğala özdeş aromasıyla
eskisinden daha sağlam şimdi

Bak amca onu nasıl da tamir ediverdi

Ve sonra bahar sanıp aldandığım zemheri
Ve yine erik olup düştü her biri..

Ev hanımı ev kurabiyesi ev yemeği

Nice ev hanımları var memleketimde, onlar aslında birer dahiler, ancak farkedilmemek adına seslerini çıkarmıyorlar.
Belki kendilerinin de farkında değiller.
Siz yalnızca yaptıkları yemekten bir lokma aldığınızda bile farklı birşeyler olduğunu hissediyorsunuz..
Evleri birer huzur yumağı..
Bir de onlar değme bilim adamlarının başaramadığını başarıyorlar, insan yetiştiriyorlar; ADAM yetiştiriyorlar, evlat yetiştiriyorlar en güzel ahlaklısından..
Ellerinden öpülesilerin kadrini biz bilemesek de Rabbim biliyor zaten, cenneti sermiş ayaklarının altına.. Başka kime var bunca iltifat?

20 Aralık 2011 Salı

What's your problem??

Gece gece tuhaf cümleler kuruyor refleksleri süper gelişmiş kör beynim.

Mesela;

Hünkar mahfilindeyken de bir kafes ardına atarsın sevdiğini, kalbinin mültecisi olup zindanlarına yuvarlandığında da.. Onu yalınca kendiyken, senin boyalarından arınıp Allah'ın boyasıyla boyanmışken görmekten korkarsın. NEDEN?

Tuhaf, değil mi?

Moda mı dediniz??

Aa! Gözüm kapalı çıkmış yaaa!!

Ay kefen bezi biraz sardı gibi vücudumu..

Bu tabut biraz dar mı oldu bana?

Bi baksana, musalla taşının üzerine yakışmış mıyım?

Kabirde toprak tonları tercih edilmiş, fakat biraz sıkıyor gibi bedenimi.

Nooldu şekerim, röportaj için mı gelmistiniz?

Ne elinizde kasetim mı var? Tüm insanlığa aynı anda mı yayinliyacaksiniz?

Aradan bazı yerleri çikaramaz miyiz..

Taaanrıım!!! Sonunda meşhur olucam galiba?!?!

uyu da turnalar girsin rüyana

Aşk çok kaygan bir zemin, Allah'ım korkuyorum. Şiddetli korkudan kırılmak üzereyim.

Bir kol omzunda. Bu mudur? Ne kadar çok aşk geziyor sokaklarda. Ne kadar çok aşk dökülüyor kabından insanların. Ben susuzsam bundan kime ne. Acı vermeyen şeyden hayır mı gelir..

Böğüre böğüre ağlaya da bilirdim. Ama yapmadım. Kimseye geçici veya kalıcı rahatsızlık vermek istemem ama etrafta dolanmak zorundayım, aşk benim ayaklarıma dolanmazsa patırtı çıkarmam. Düşerse entarim düşer tepetaklak, belki içinde biraz da ben olurum o esnada.

Zaman desin biri bana, ne de çabuk geçiyor, saat onikidir söndü lambalar. Uyu desin, uyu da turnalar girsin rüyana. Hiç böyle hayır dua olur mu? Baktım rüya tabirine, tuhaf adam ve yolculuk demek turna. Deli misin? Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar mı? Ama ay dedin, çakallar dedin, ben de baktım göğe, tuhaf olan senin söylediklerin. Bak aşktan ölmek istemem tamam mı. Ama ıslansam azıcık Allah'ım, çok mu kabiliyetsizim?

ÇOK MU KABİLİYETSİZİM? Söyle. Ben hiç sevilmeyecek adam mıyım? Her bakışımda kötü manalar, alt metinler mi var? Ne demeye çalışıyor olabilirim? Peki sen, sen ne anlamaya çalışıyorsun? Aptal mısın çokafedersin. Neden hala hayal olmakta ısrarcısın?

Ol desin ve OL ARTIK! Şehirde daha fazla sokakları, köşebaşlarını kollayarak yürümek istemiyorum aşka toslamamak için. Daha da kötüsü, onu üstüne basıp ezdikten sonra, bu ezdiğim neydi yav hissiyatıyla dönüp baktığım yerde görmekten korkuyorum.

Artık çok şey biliyorsunuz ve maalesef sizi imha etmem gerekecek. Bunun için tek bildiğim yöntemi devekuşlarından öğrenmiş olmam da sizin şansınız.

Elveda.

19 Aralık 2011 Pazartesi

Suni gibi ama gerçek bir cümleyle başlar bazen bir şiir

"Ne çok acı var sokakta"
"Ne çok aç var"
Ne çok gülümsememizi bile esirgedigimiz mendil satan çocuk var
Mendil reklamlarına kanmışlar besbelli,
çünkü orada bir mendille okulun en güzel kızını tavlayabilirdiniz..
Halbuki hay aksi
Onlar toprakla kardeş
Onlar yalın sırt, yalın ayak, yalın bakış
Safi ihtiyaç onlar, çocukluk, yaramazlık..
Bir tebessüme tav olmaya hazır
Yürekleri onların da atıyor yavru serçeler gibi..

Ellerinden tutup bir çay söylesem
Beraber biraz keyif yapsak biraz benim
Benim
Benim
Hayatımdan ince dilimler koysam tabağına
Tadı tuzu eksik
Ayaklarına toprak değmemiş..

Alabildiğine fazla herşey hayatımda.
Belki bu fazlalığı kesip atsam,
bir mendilim kalsa elimde geriye
güneşte başıma örtsem, üşüyünce burnumu gömsem,
belki ölünce kefen bezim olacaktır..
Yıldızlarda yoktu mesela mendil bile bindörtyüz yıl önce..
Çok işe yarar şu mendiller,
dünyayı kurtarmaya muktedir,
her insan bir dünya ise eğer
çakmak gazı çekmekten kurtarsa yeter
Ne dertlerinizi var ki sizin, benim ölsem anlayamayacağım..
İplik yumağı gibi dolanıp kaldınız
Teselliyi çakmakta aradınız
Beynime çakıldınız
Pek kalkıp gidecek gibi görünmüyorsunuz

Hepimiz yalancıyız
Hepimiz riyakar
Hepimiz kibirli
İğrenç! İğrenç
Hepimiz dediğim
ben ve diğer yüzlerim;
Bize kalsa
çoktan karnını deşmiştik dünyanın..

Her an yaratılış var diyoruz
inanmıyorlar.
Ne sandınız, yaşadığı evi toparlamaktan aciz bize kalmış olsaydı şu dünya
ne halde olurdu
düşünmez misiniz?

Ağlama, geldim..