Ne güzel mutluydum aslında ben bu gün. Ta ki gerçekler dağınık bir çekmece olup suratıma açılıncaya dek..
Niye bazı insanlar toplu bazıları dağınıktır? Derli toplu olmak, düzenli olmak ya da olmamak, neyi değiştirir?
Bence dağınıklık insanın ihtiyacından on kat fazla eşyayı ruhuna sığdıramayışından ileri gelir. Kesip atmak kangren olmuş bir bacak gibi o fazlalığı, iyi gelecektir dağınık ruhlulara.. Düzen ise, yeni zengin dünya düzenini benimseyip ayak uydurabilmiş olmaktan kaynaklıdır.. Bir minder, bir çanak ve bir sergi, ne kadar dağılabilir ki aslında.. Kontrolü sağlayamayıp, hani direksiyon hakimiyetini kaybetmek denir ya, kaza sebebidir, evin dağılması da aynı mantıktandır. Asla birkaç seferden fazla kullanamayacağın, bazen hiç paketini bile açmadığın eşyalar arasında panikleyip boğulmaktır dağınıklık.. Eskiden yirmi otuz metrekarelik evlerde koca aileler yaşarken artık iki kişinin yüz metrekareye sığamaması normal mi peki? Bizler artık eşyaların hizmetçileri olduk, evin en nadide köşelerine onlar kuruluyor, biz onları yağlıyor ballıyor tozunu alıyor parlatıyor ütüsünü yapıyoruz.. Öyle ki eşyalardan insanlara yer de kalmıyor hal de evlerde. İçinde boğulmak işten bile değil.. Dağınıklık bir anlamda buna bir isyandır, köleliği reddetmektir benim gözümde.
Rahmetli babanemin bir sözü vardı, gönlün sığdığı yere herşey sığar diye, gönlümüzü sığdıramıyoruz hiçbir yere.. Gönlümüz düzeni o kadar kabullenmiş ki tahammül edemiyoruz aksi bir durumu, çocuk desen dağıtır, misafir desen keza.. Bir de ele güne karşı düşüncesiyle evlerimizi kimselere açamaz oluyoruz, herşey kusursuz olmalı..
Bırak dağınık kalsın birader..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder