9 Şubat 2014 Pazar

düşünmekler

içimde bir şey var, hani sonradan müslüman olanların önceki hallerine dair anlattıkları türden bir boşluk, beni sıkıyor beni üzüyor.. yeniden müslüman olsam geçer mi acaba diye düşünmekten kendimi alamıyorum.. bir deniz görme isteği, yok yok görmek de yetmez.. beni atsalar denize.. ama korkuyorum ben, ayaklarımın yerden kesilmesinden.. her türlü korkarım bundan, uçakta mesela, gemide mesela, ve hayata dair beklentilerimde.. her türlü risklidir çünkü, en çok da beklentiler mevzusu böyledir. deniz veya havada bir kez kazaya gelecek olsanız bir daha da bişey için endişelenmek gerekmez, mevta. fekat beklentileriniz konusu öyle mi, her seferinde hayatınız kararır, umutlarınız söner, canınız olağanüstü sıkılır, şükürsüzlükte zirve yapar günahtan günaha seğirtir gitgide doyumsuzlaşır boşluklarda sürüklenirsiniz. işte geldim başladığım mevzuya, korktuğum başımda pineklermiş meğer.. kovmalı onu kovmalı, atmalı ölü toprağını zihnimize, atmalı üstümüzden bunca yaşama sevgisini. gönlümüzden dünya merakını dünyalı olma hevasını atmalı.. arafta kaldık biz, sevdiklerimizin yanlış olduğunu bilip, sevmemiz gerekenleri hasret ve suçlulukla uzaktan seyrederek. araf, içimizdeki boşluk. hevesimizi yaşamaktan suçluluk duyarak, başkalarında görünce yaşayamadıklarımız için hasetlenerek, biryandan böyle şeylere üzülürken, buna üzülmememiz gerektiğini, üzüleceğimiz şeylerin bunlar olmaması gerektiğini bilerek.. suçluluğun en büyüğünü bir gülle gibi ayağımızda sürüyerek karışmaya çalışıyoruz dünyaya.. yazık ki ne yazık, iradelerimizi çelik mengenelerine teslim edip gidebilsek keşke mahşere dek kâmil kulların.. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder