7 Aralık 2014 Pazar

İçimde

ortayerimde bir kıymık, bir düğüm 
bir yumruk ki sıkılı.. 
sadrımın üzerine  
atsam kendimi denize, 
şakk olur mu, 
inşirah, benim de gönlüme nakşolur mu?

5 Ekim 2014 Pazar

kendi kendime konuşma.

şöyle bir his vardı,
sokakta yürürken sana uygun bir kaldırım bulamazsın, sıkılırsın.
restoranda sana uygun bir yiyecek bulamazsın sıkılırsın.
bir ortamda kendine sohbet edecek, yüzüne bakacak, yakınlık kuracak birini bulamazsın, sıkılırsın.
okula gidersin, oturup kalkacak yer bulamazsın çünkü kendin gibi olduğunda giremeyeceğin bir yerdesindir. sıkılırsın.
nerdesindir? neden bu kadar kaygılısındır? neden herkes gibi su gibi akıp gitmiyordur hayatın..
neden herkes gibi rahat rehavet huzur sükun bulamıyorsundur sosyal ortamlarda. neden sürekli sürekli birşeyler senin hayat görüşüne uymuyordur, sürekli rahatsız oluyorsundur sürekli tırmalıyordur herkesin keyif alıyorum dediği çoğu şey gönlünü..
bir film izle der sıkı sıkı tavsiye ederler, açar ilk sahneden şak diye kapatırsın. bu sahneyi göre göre bu filmi nasıl birine tavsiye ederler dersin..
of puf çuf çuf.
sonra zaman geçer, bir bakarsın ki yanında o eskiden rahatız olduğun insanlar, izlemeye asla tammülünün olmadığı işler yaparken "yaşam tarzı" "tercihler" deyip su gibi akan hayatına gömülür huzur ve sükun içinde o yiyecek şey bulamadığın restoranlarda karnını şişirir olmuşsun..
vicdanın öyle haykırışlar, öyle isyanlar içindedir ki, o eski herşeyden sıkılıp bunalan halini özlersin:(
nasıl bu hale gelmişsindir? o hem dersini bilmiyor hem de şiman herkesten dediin insanlara dönüşmüşsündür..
geri dön heeeey geri dööön. bunlar hep bir muharebeymiş meğer. meğer ben rahat etmeyerek mücadele ediyor, imanımı sağlamda tutmaya çalışıyormuşum, rahatlamamla iplerimin gevşemesi, imanı süzülüp kaçıvermesi bir oldu.. sıkılırken sıkı tutuyormuşum islamın ipini meğer. belki bir üst merhaleye ulaşsam, bundan sıkılıp bunalmaz, asıl iç huzuruna bu vesileyle erişirdim. ama ulaşamamışken çok yanlış yerlerde aramaya başlamışım rahatlığı.
sıkıl.
ar et.
bunal.
şaşır, utan!
"tadını çıkar" ma.
of. of. of.
rahatlık eşit değildir huzur. buymuş yani.
annem haklı, rahata kavuştuysan bir terslik var demektir! la rahate fiddünya.
çok rahatım Allahım sen affet.(

3 Ekim 2014 Cuma

Annelik ve Kurban

Anne olarak ilk kurban bayramım, ne alaka diyeceksiniz ama kurban a bakışım değişti gerçek anlamda.. 

Zira bu bayramın kaynağı olan Hz İbrahim as ın yeryüzünde kendisine ondan daha sevimli hiç bir insanın olmadığı can parçası oğlu Hz İsmail i kurban edişi hadisesi beni bir evlat sahibi olarak empati yapmaya sevketti ve olayın başka ve belki asıl  vechine yakın bir parçasını idrak etmeme vesile oldu.. 
Kurban edilenin ne olması gerekiyor?

İnsan zannımca dünya nimetlerinden en ama en çok, herşeyin de üstünde bir tek evladını sevebiliyor.. Ona olan zaaf başka herşeyden fazla. Hele de uzun yıllar gelmesini beklediyse. Katmerleniyor artık bu sevgi, insan kendisi için yaşamıyor ise evladı için yaşıyor bir zaman sonra. Onun bir ufak hastalığı ile bir eline batan diken ile perişan oluyor. Sonra Allah onu kurban etmesini istiyor!
Ne yapardım diye düşünüyorum kendimce, Hz Hacer in yerinde olsam.. Hz İbrahim in yerine koyamıyorum bile kendimi.. Çıldırmış gibi engel olmak için elimden geleni yapardım herhalde.. Tövbeler olsun..
Ama netice şöyle ki, benden bu dünya nimetini almak değil maksat, veren de O alan da O olacak elbet ama bu tatlı nimetin dahi Allah a olan itaatin önüne geçip geçemeyeceğini göstermem isteniyor.. 
Bu gün hiçbirimiz evladımızı kurban etmiyoruz, çok şükür ki hepimizin yerine Hz İbrahim ile Hz İsmail bu imtihanı yaşamış sanki..  Ama kurban ı yalnızca inek-koyun kesme ve bol bol kavurma tüketerek nefsimizi şımartma etkinliği olarak görmenin ne kadar zavallı bir kurban düşüncesi olduğunu iliklerime kadar hissettim bu kez. Kurbanı, beni dünyaya bağlayan, dünyadan bana en tatlı gelen nimetlerin bütünü olarak tahayyül etmeli, beni ayağımdan başımdan kıskıvrak yakalayıp emrine amade etmiş tüm dünyevi bağları koparır gibi, yalnız Allah için, onun rızasını herşeyden üstün tuttuğumun 
nişanesi olarak kesmeliyim.. 

Muhakkak ki Hz İbrahim as ın kıssasında daha nice nice ibretler vardır alınacak fakat benim küçük aklım ve kalbim ile bu hadiseden aldığım hisse bu oldu bu gün..  İnşaallah gereğini yapmak da nasibolur.. 
Cümleten hayırlı bayramlar:)

23 Eylül 2014 Salı

sineeaaaaaaakkkkkk!

odamın içinde uçan sinek beni neden bu kadar rahatsız ve sinir ediyor? yani objektif olarak bakacak olursak, farzımuhal ne işlek bir caddede gezerken arabaların çıkardığı kadar yüksek ve çirkin bir sesi var ne de çok rahatsız edici bir görüntüsü.. hatta çoğu zaman görmüyorum bile.. insanların kalabalıkta çarpması kadar rahatsız edici bir dokunuşu da yok, hafifçe konuyor ve anında uçuyor tekrar.. işlek caddede gezerken yapacağım en kompleks  işe dahi odaklanabiliyorum. misal çanta alıcam ve didik didik tüm mağazaları tesbit edip girip çıkabiliyorum bütün bu hengameden etkilenmeden ama ufacık bir sinek beni kilitleyebiliyor, hiçbirşey yapamaz hale geliyorum:( odada gözüm kitapta ama aklım sineğin kuyruğuna takılı uçuyor:( neden? neden? evde bir şaplak olsa (sinek öldürmede kullanılan şap die sineğe geçirilen aparat) hiç gözünün yaşına bakmam diye düşünüyorum, sadece sesi beni huzursuz ediyor diye bir canlıyı öldürmekten çekinmeyeceğim gibi bir durum oluştu ve kendimle muharbeye girdim şuan, bu sineği öldürmeyeceğim. denesem terlikle de hakkından gelebilirim belki ama uçsun bakalım nereye kadar uçacak? fakat neden beni bu kadar irite ediyor Allahım NEDEN? anlamıyorum. görmezden gelmeye çalışıyorum. duymazdan yani.. bir yükselip bir alçalıyor, bir uzaklaşıp bir yaklaşıyor.. kulağımın dibinden geçip gidiyor arada bir ve tüylerimi diken diken ediyor!! neden?? yani çok minik ve zavallı bir canlı iken neden.. bu güç nerden? bir sebep belki şudur, evde sessizlik ve dinginlik bekliyor insan, sinek minik vızıltısıyla da olsa onu bozuyor. ama sırf bu yüzden neden öldürmek istiyorum? yani benim rahatımı kaçırdı ortamımın dinginliğini bozdu diye birini öldürmek bana yakışır mı? seni öldürmeyerek öldüreceğim sinek efendi! seni öldürmeyerek zaferimi ilan edeceğim. bence sen ölmek istiyorsun, ölmek için uğraşıyorsun ama öldürmeyeceğim işte! oy Allahım hiçbirşey yapmayarak oturduğum yerde ter döküyorum. ama pes etmeyeceğim. el mi yaman bey mi! sen mi yaman ben mi ey sinek!!  

7 Temmuz 2014 Pazartesi

sabah

seher bitip sabah başlarken,
serinlik, kopkoyu bir serinlik..
giriverdi pencereden içeri;
balıkların gizlendiği derinlik..
açılıyor zihnimin anı sandığı,
estikçe o tatlı sert sabah rüzgarı,
sırtımı sıvazlıyor çocukluğum..
kayboluyor yanımda gerçeklik
kayboluyor ilk gençlik, son gençlik..
yalnız dinç ve gür bir çocukluk çağıltısı;
yalnız o altın çağın şarkısı,
içerimde beyaz bir salıncak gibi 
sallanıyor hâlâ o günlerden beri..

15 Haziran 2014 Pazar

Domates çorbası

Selamlar sevgiler efendim. Bu gün sizlere ilk defa bir çorba tarifi yazıcam, heyecanlıyım. Ama kendim çok beğendim inanın ki.. Zaten kendi beğendiğim tarifleri aktarıyorum buraya hep:) 
Gelgelelim; domates çorbasını nedense çocukluğumdan kalma bir önyargıyla pek sevmediğimi sanırdım.. Muhtemelen yemekhanede yediğim çorbalardan kaynaklanıyordur, ki kendim yapıp yiyene kadar bu önyargı devam etti. Bir ramazan davetinde heryerde mercimek çorbası içmekten sıkılınca değişiklik olsun diyerek yapmıştım. Çok da
sevdim vala:)
6 kişilik tarif;
2-3 yemek kaşığı tereyağı
2-3 kaşık sıvı yağ
4 kaşık un
1 kaşık salça
2 lt ye yakın soğuk su
büyükse 4 küçükse 8-10 domates
kaşar
karabiber
pulbiber
tuz

Önce tereyağını ve sıvıyağı eritip unu kavuruyoruz, hemen ardından salçayı ve biraz kavurduktan sonra da soğuk suyu ekliyoruz. Kabuklu kabuklu küp küp doğradığımız domatesleri ekliyoruz. Tuzunu da ekleyebiliriz. Kaynarken takip ediyoruz ara ara karıştırıyoruz, domatesler iyice yumuşayana kadar pişiriyoruz. Domatesler piştikten sonra blenderdan geçirip başka bir tencereye ince bir süzgeçten süzüyoruz. Baharatlarını atıp karıştırıyoruz. Sıcakken ve üzerine rendelenmiş kaşar ilave ederek servis ediyoruz. 

Afiyetler olsun^.^

10 Haziran 2014 Salı

kaçın genelleme geliyor.

biz kadınlar biri bizi sevene kadar kendimizi çirkin hissederiz. sonra sevilince birden çirkin ve mutlu hissemeye başlarız:D 

13 Mayıs 2014 Salı

gibi filan

aşık olmuş gibi sayıyoruz kendimizi
sonra boşluklar sukûtlar tutukluklar
sonra birden bir tomurcuk 
bir bahar dolar gibi 
sonra heveslerimiz, hayallerimiz gibi gerçeklerin ellerinde mundar

şiir için gereken ne vardı ise
hepsi kaçtı gitti parmaklarımızın arasından
bu hayata adaptasyonumuzu tam sağlayamamış olsak gerek
hayat akıp gidiyor perdesiz parmaklarımızdan
tutamıyoruz avuç içlerimiz 
son derece luzumsuz işlerle meşgul olduğundan

ne kararındayız ne karara vardık
karardık kaldık kendi gözümüzden de düştük
ne zamanıdır sevmenin
ne yeridir gitmenin
herzamandır aslında vakti sevilmenin
ama gel gör ki sevilmeden sevme yeteneği 
seneler olmuş yiteli
ata sporu artık karşılıksız sevmeler
nostaljik

biriki aşk biriki hayat serpiştirince
bakalım mı nasıl oldu netice

demesi kolaydı fakat diyemedik
okunacak yalnız bir kitaptı bilemedik
savurganlığın en talihsizini yaşarken 
zamanı düşünmeksizin saçarken
tükenmekteyiz yitemedik..

18 Nisan 2014 Cuma

Kremalı, çilek soslu pufidik elmalı kek




Selam ederim öncelikle sevgili sıkı takipçi arkaaşlarım:))) Şimdi adının destan gibi olduğuna bakmayıp (daha kısa bi ad uydursam iyi olacak) tek elimle benim bile yaptığım uydurmasyon, yiyenler tarafından hem hafif hem çok lezzetli bulunan tatlımı tarif ediyorum sizlere.

Alt katı bildiğimiz kek, ortada bildiimiz muhallebi en üste ise ben çilekli sos yaptım mevsimi geldi gari, istenirse çikolatalı sos filen de yapılabilir ama bence siz de çilekli yapın acaip güzel kokulu mokulu bişi oluyo. Görüntü desen ayrı bir güzel. Elmayla da uyumlu bir tat.

Uydurmasyon dediğime bakmayın, kek tarifi eşimin teyzesinden çok lezzetli bir tarif, ufak modifikasyonlarla, krema tarifi büssürü tarifin ortalaması, keke yakışan hale getirilmişi, sos ise instagramda takipçisi olduğum @sümeyyeömer hanımın bir framboazlı sos tarifinin çilekli versiyonu. 

Yaptığınızda gerçekten de pişman olmayacaksınız Allahın izniyle..

Malzemelere geçelim (bunlar fotoğrafta gördüğünüz bir orta boy borcam için gerekli miktarlar, fırın tepsisi için iki katına çıkarabilirsiniz miktarı)

Kek: 
2 yumurta
2 çay bardağı şeker
2 çay bardağı süt
1,5 çay bardağı sıvı yağ (tercihen zeytinyağı)
7 tepeleme yemek kaşığı un
1pk kabartma tozu
1pk vanilya
2-3 elma

Muhallebi krema:
3 su bardağı süt
1,5 çay bardağı şeker
2 yemek kaşığı un
1 yemek kaşığı tereyağı

Sos:
2 su bardağı çilek
1 su bardağı şeker
1 çay bardağı su 
2 yemek kaşığı nişasta

Alternatif çikolatalı sos:
100 ml kutu süt kreması
100 gr çikolata (zevke göre sütlü veya bitter)(ben ikisini karıştırıyorum)

Yapılışına gelince; kek için yumurta ve şekerleri çırpıyoruz, sonra yağ ve sütü, üzerine un, kabartma tozu, ve vanilyayı ekleyip unu biraz karıştırdıktan sonra hepsini bir orta ayarda 1-2 dk çırpıyoruz.
Elmaları soyup ayıklıyoruz, küp küp doğruyoruz, en son hamura bunu ekleyip kaşıkla homojen hale gelene gelene kadar karıştırıyoruz. Borcamı yağlayıp önceden 175 dereceye ısıtılmış fırına veriyoruz. ortalama 30 dk da pişiyor fakat bir kürdan batırıp ıslak çıkarsa biraz daha pişirebiliriz, fırından dırına değişiyor.

Muhallebi kreması için bütün malzemeleri tencereye koyup ocağı açıyoruz, malzemeleri iyice yediriyoruz, kaynayana kadar karıştırıyoruz, kaynadıktan sonra kapatıp ara ara karıştırarak ılımasını bekliyoruz.

Sos için önce tencereye şeker ve çilekleri koyup çilekler yumuşayana kadar orta ateşte karıştırarak pişiriyoruz, yumuşayınca ayrı bir kapta karıştırdığımız nişasta ve suyu yavaş yavaş biryandan hızla sosu karıştırarak ekliyoruz. Göz göz kaynayana kadar karıştırıyoruz. Altını kapattıktan sonra ara ara karıştırarak soğutuyoruz.

Veya 100 gr kutu kremayı ocakta kaynama noktasına getiriyoruz, altını kapatıp küçük doğranmış 100 gr çikolatayı ekleyip iyice homojen olana kadar karıştırıyoruz. 

Kekimiz ılıdıktan sonra ılıyan muhallebi kremayı ve sosu üzerine döküyoruz. 

Dilimleyip ikram edyoruz:) Afiyet olsun.

Ps: Bu tatlının keki içindeki elmadan ötürü hafif nemli oluyor ve ben bunu çok seviyorum. Nemli olmasın derseniz kekteki un miktarını biraz artırabilirsiniz, veya yağ miktarını azaltabilirsiniz.

Ps2: Koyduğum fotoğraflar biraz hızlıca çekilmiş ve tam anlaşılamıyor olabilir, kekini de kızımla uğraşmaktan tam pişemeden kapatmak zorunda kalmıştım, üstüne üstlük bi dilimi de pişip pişmediğine bakarken lüpletivermişim:P Önceki yaptıklarımda da fotoğraf çekme fırsatı olmamıştı, genel hatlarıyla görünmüş olsun:) Kusuruma bakmayınız..

Ps3: Ben muhallebi kremasının tadını çok seviyorum, yaptığım zaman fazla yapıp artan kısmını muhallebi olarak tüketiyorum ay çok şahane oluyor o da, hele ki taze çilek ve çikolata sosu ile. Müstakil olarak da yapılabilir elbette benimkisi tencere dibi sıyırmanın gelişmiş versiyonu:P










24 Şubat 2014 Pazartesi

Ayakların on santimken

Ayakların 10 santimken, kirazdan küpeler yapar çığlık çığlığa kahkahalar atar herkesi de neşelendirirsin, kız da olsan erkek de olsan.. Canın gerçekten yanmadığında ağlamaz, anne öpücüğüyle bütün acılarını dindirirsin.. Bildiğin iki üç kelimeyle bütün dertlerini anlatabilirsin.
Ayakların 10 santimken, ne giyersen giy, senin mutlu olman etrafındaki herkesi mutlu eder..
Ama ayakların 20 santim oldugunda derdini anlatabilmek için konuşmaktan fazlasına ihtiyacın vardır..Artık insanlar senin mutlu olmana öfkelenebilirler, elinden almaya çalışabilirler. Artık ne giydiğin onlar için çok önemlidir. Artık çocuk gibi davranamazsın, kız veya erkek olman çok şeyi değiştirir. 
Ayakların 20 santim oldugu zaman, artık aptal yetişkin dünyasında sendelemeden yürümek, acımasız toplumsal kaidelere uymak zorundasındır.. 
Koşarsın aklını ve kalbini emanete bırakıp, eksik kalır hep birşeyler...

21 Şubat 2014 Cuma

Muhallebili çikolata soslu tatlı

Sevgili pek kalabalık pek kıymetli okurlarım, nassınız iyisiniz inşallah:) Beni sorarsanız hayli telaşeliyim genelde.. Elhamdulillah:)
Şu aralar çok sık misafir gelmesi ve tek kolumun da evimizin yeni yükte en hafif olmakla beraber pahada en ağır üyesiyle meşgul olması hasebiyle pratik, tek elle yapıleybıl ikramlara yönelmiş durumdayım:) E tabi tek neden misafir değil, tatlılar şu an benim için inanılmaz cazip.. 
Uzatmadan geleyim tarife; alttaki muhallebi tarifi annemden, çikolata sosu Cahide Jibeg in sitesinden:) Sos hassaten çok güzel oluyor, hazırlara fark atar:) Cahide hanımın çoğu tarifini severek kullanıyorum:)

Muhallebi için
1lt süt (5 su bardağı)
1 su bardağı şeker
1 su bardağı un
2 yemek kaşığı tereyağı
1 paket vanilya

Sos için
1 su bardağı su
1 su bardağı süt
1,5 yemek kaşığı un
2 yemek kaşığı kakao
5 yemek kaşığı şeker
1 yemek kaşığı sıvı yağ
1 paket vanilya

Kremayı hazırlarken önce tereyağı ve unu kavuruyoruz çiğ kokusu çıkana kadar, eğer sebat edip yeterince kavurmazsak un kokusu geliyor tatlıdan hoş olmuyor tecerübeyle sabit:) Sütünü ekleyip iyice karıştırıyoruz ki topaklanmasın. Kaynayınca şekeri ve vanilyayı ilave edip 10 dk mikserle çırpıyoruz. Bir borcamı hafif ıslatıp içine döküyoruz. Soğurken çikolata sosunu yapabiliriz:) 
Çikolata sosunu malzemeleri yine topaklandırmadan güzelce karıştırarak kaynatıyoruz, kabuk bağlamadın diye arada karıştırarak soğutup kremanın üzerine döküyoruz. Buzdolabında 3-4 saat beklettikten sonra yemeye hazır:) Özellikle çocukların sevdiği bir tarif, evde dişsiz üyeler var ise de oldukça kullanışlı olacaktır:)
Afiyetle yiyiniz olmayanlar için dua ediniz verdiği nimetler için Rabbimize şükrediniz:)
Ps: Tatlı çok hızlı tükendi, son dilimi fotoğraf için zor yakaladım:) Biraz şekilsiz bu sebepten kusura bakmayınız efem.




9 Şubat 2014 Pazar

düşünmekler

içimde bir şey var, hani sonradan müslüman olanların önceki hallerine dair anlattıkları türden bir boşluk, beni sıkıyor beni üzüyor.. yeniden müslüman olsam geçer mi acaba diye düşünmekten kendimi alamıyorum.. bir deniz görme isteği, yok yok görmek de yetmez.. beni atsalar denize.. ama korkuyorum ben, ayaklarımın yerden kesilmesinden.. her türlü korkarım bundan, uçakta mesela, gemide mesela, ve hayata dair beklentilerimde.. her türlü risklidir çünkü, en çok da beklentiler mevzusu böyledir. deniz veya havada bir kez kazaya gelecek olsanız bir daha da bişey için endişelenmek gerekmez, mevta. fekat beklentileriniz konusu öyle mi, her seferinde hayatınız kararır, umutlarınız söner, canınız olağanüstü sıkılır, şükürsüzlükte zirve yapar günahtan günaha seğirtir gitgide doyumsuzlaşır boşluklarda sürüklenirsiniz. işte geldim başladığım mevzuya, korktuğum başımda pineklermiş meğer.. kovmalı onu kovmalı, atmalı ölü toprağını zihnimize, atmalı üstümüzden bunca yaşama sevgisini. gönlümüzden dünya merakını dünyalı olma hevasını atmalı.. arafta kaldık biz, sevdiklerimizin yanlış olduğunu bilip, sevmemiz gerekenleri hasret ve suçlulukla uzaktan seyrederek. araf, içimizdeki boşluk. hevesimizi yaşamaktan suçluluk duyarak, başkalarında görünce yaşayamadıklarımız için hasetlenerek, biryandan böyle şeylere üzülürken, buna üzülmememiz gerektiğini, üzüleceğimiz şeylerin bunlar olmaması gerektiğini bilerek.. suçluluğun en büyüğünü bir gülle gibi ayağımızda sürüyerek karışmaya çalışıyoruz dünyaya.. yazık ki ne yazık, iradelerimizi çelik mengenelerine teslim edip gidebilsek keşke mahşere dek kâmil kulların.. 

13 Ocak 2014 Pazartesi

Orkide

Aylardır çiçek açmayan öldü sandığım bir orkidem vardı, geçenlerde bir gün ufak ufak tomurcuklanmaya başladı..  Heyecanlandım tabii, her gün büyüyüşünü görünce tomurcukların.. Şunların fotoğrafını her gün çekeyim de açıncaya kadar, sonra birleştirir klip yaparım instagramda deyip de fotoğrafını çektiğim gün solmaya başladı orkidemin tomurcukları.. Hayattaki lezzetleri mutlulukları da böyle böyle solduruyormuyuz acaba açamadan? Acele edip her önümüze gelen güzel hadiseyi  'paylaşarak' yanlış mı yapıyoruz?
Hı?