Sevgili çok kalabalık takipçi gurubum, belediye başkanım garnizon komutanım değerli veliler. Size pasta böörek tarifi vericem sıkı durun:)
Aslında tarifi dün akşam isteyen arkadaşlarım için yazıyordum ama o kadar yazmışken bir yere kaydedeyim de tekrar tarif gerektiğinde tekrar tarif sahibini rahatsız etmeyim diye ortalık yere yazıciim^.^
Biiiir; O bir Aile Boyu Bööreği
Böreğin ana fikri üç ayrı harcı estetik bir görünümle sunmak. Ben patates, ıspanak ve peynir tercih ettim, isteyen kıyma veya karamercimek filen de kullanabilir.
Patatesli harç:
Beş patatesi haşladım. Dördünü soydum doğradım, bir soganı zeytinyağıyla ocakta kavurup içine doğradığım patatesleri ekledim. Harç turuncu olsun isterseniz pattesi katmadan az salça da ekleyebilirsiniz. İstediğiniz baharatları tuzu ekleyibilirsiniz, ben karabiber kekik nane kimyon kullandım. İçine bol miktarda da tereyağı ekleyip altını kapattım.
Ispanaklı harç:
Yine biraz daha bol miktarda soğanı kavurup bir demet ıspanağı tüm tüm ekledim azcık ölene kadar kavurdum. Biraz sulanabiliyor suyunu böreğe koymadan süzün ama lavaboya değil ayrı bir tabağa, acaip lezzetli oluyor beşinci patatesi içine doğrayıp yersiniz;)
Peynirli harç:
Evde olan peynirleri biraz ezip içine pulbiber ekledim. Bukadar:D
Dört tane yufka lazım, her harcı sırayla yufkanın birini yayıp çap kısmından biraz aşağıya uzun ince sermek suretiyle rulo yapıyoruz. Üç farklı harçlı devasa dürümler elde ediyoruz. Dördüncü yufkayı serip iyice yagladıktan sonra tam çapın üstüne iki dürümü, üçgen olacak şekilde ikisinin üstüne de diğer dürümü koyup adeta bir kas demeti gibi yeni bir kılıfla dürümlerimizi sarıyoruz. Tepsiye sığacak şekilde ikiye bölüp üzerine yumurtayı çırpıp sürüyoruz. Sürmesek olmaz mı demeyin kabuğu dağılmasın dilimlerken diye sürüyoruz, çok incecik sürün kokmuyo o zaman;)
210 derecede ustu altı kızarana kadar pişiriyoruz. Biraz dinlendirip sonra dikkatlice dilimliyoruz.
Afiyet olsun. (Gülsüm yengeme burdan hassaten teşekkür edeyim, tarifi ondan almıştım^.^)
İkiiiiii; o biiiiir Meyveli kedi dilli güler yüzlü ceylan gözlü tatlı
Öncelikle bir paket kedi dilini tepsiye dizip paketin üstündeki tarife göre (ama kahve koymayın ha o tiramisu tarifi) ıslattım.
Üzerine evde bulunan meyvelerden bir tabak dolusu dilimleyip yaydım, biraz bastırdım.
Kreması:
1lt süt
2 tepeleme çorba kaşığı un
Aynı miktarda nişasta
8 çorba kaşığı şeker
1 yumurta (a a naalaakaa demeyin acaip oluyo krema böyle)
Bunları hızlı hızlı karıştırıp homojen hale getirdikten sonra yavaşlayıp blop blop die kaynayana kadar sakin sakin karıştırdım. Kaynayınca 100gr tereyağı ekleyip biraz daha karıştırdım.
Sonracıma bi tabakta bir paket kremşantiyi yarım bardak suyla çırpıp krema biraz ılıyınca ona ekledim.
Krema ılırken tarifte iki paket ahududu sosu yazıyordu ama evde olmadığı için kendim sos yaptım (ehe ehe^.^ evet; iyice o yoksa bunu koy moduna girmiş bir ev hanımıyım gari) şu şekil;
Home made jölemsi sos:
İki su bardağı suda 7 tatlı kaşığı çilek reçelini (tanesini koymayın) iyice çözdürdükten sonra bardak başına bir tatlı kaşığı nişasta ekleyip kaynayana kadar karıştırdım. İlkbaşta rengi bulanık gibi oluyor ama kaynayınca berraklaşıyor. Bunu daha sıcakken hemen dökmek lazım çünkü malum soğuyunca jöle kıvamına geliyor.
Kremayı tepsiye meyve ve kedi dili büsküülerin üstüne yaydıktan sonra en üste sosu döküp yarım saat bekletip buzdolabında muhafaza ettim. Serin serin yiyince daha hoş oluyor:)
Afiyet olsun. (Buradan Süheyla teyzeye de hassaten teşekkürlerimi ederim, bu tarif de ona ait:))
Üüüç; o biiiir ev yapımı sufle
Bir yumurta 2 yemek kaşığı şeker 1 yemek kaşığı un 1 yemek kaşığı tereyağı 75 gr bitter çuku
Bu tarif iki kişilik:) çukulata ve tereyağını benmari usulü eritirken yumurta ve şekeri iyice çırpıp, unu ve eriyiği ekledim. Hepsini çırpıp bir fırınsütlacı kabına koydum, 160 dereceye önceden ısıtılmış fırında 20dk kadar pişirdim. Daha uzun pişince acaip kabarıyor ama kekimsi oluyor ben daha cıvık sevdiğim için az pişiriyorum. Bu kadar:)
Afiyet olsun.
Fotoğafları koyuyorum, hangisinin börek hangisinin tatlı hangisinin sufle olduğunu tahmin edin:)))
14 Aralık 2012 Cuma
12 Aralık 2012 Çarşamba
Biliyor musun
Bil isterim. Zaman sadece geçip gitmiyor içimizden. İki kişiyi birbirine perçinleyebiliyor.
Birimizi birimizde; bizi birbirimizde eritebiliyor. Tek bir potaya dökülüyoruz nihayet, huzur ve sükûn potası.
Okyanus demiştim, çağırıyor.. Çağırdığı yerin bu denli güzel olabileceğini muhayyilem almamıştı.
Ben aslında sadece ve sürekli tatlı yiyemem bilirsin. Bir şeyin lezzetli olabilmesi için dengeli olması gerekir, biraz tatlıysa biraz da tuzlu, biraz yumuşaksa biraz sert, biraz akışkansa biraz da katı olmalı.. Ama bunun kıvamını mükemmel elde etmek öyle kolay değildir. Ancak tecrübe öğretir neyi ne kadar katacağını, herkesin tarifi kendine özgüdür, kendi damak zevkine ve imkanlarına göre.
Hayat diyorum, hayatımız tıpkı bunun gibi, sürekli pamukşekeri kıvamı da insanı hasta edebilir sürekli pulbiber aroması da. İtidal herşeyde en münasib olanıdır ama itidale ermek hep tecrube ve emek ister. Birdenbire mükemmel lezzeti yakalamak imkansıza yakındır.
Ama ne var biliyor musun, bize kanaat öğretildi. Kanaat en büyük zenginlik.. Gözümüzü maddi olarak aşağıdakine manevi olarak yukarıda olana çevirmemiz tembihlendi. Bunlar büyük sırlardır, mükemmel lezzeti elde etme yolunda. Bilmediğimiz sırların da peşindeyiz beraber..
Şimdi ömrümün bir senesi daha bitti, ama bu bir sene benim için hepsinden belki de daha güzel şeyler getirerek veda etti. Zaman geçti fakat bu çok güzel birşey aslında biliyor musun. Geçmese, ben ilerleyemez, hayatımın kıvamını verecek olan en önemli sırra erişemezdim..
Onu bana Allah verdi, herşey gibi.
Bir tarik, bir yol bu, yolda belki bir konaklama, bir gölge yahut hayat dediğimiz.. Ama yol varsa yoldaşsız olmaz değil mi? Çünkü bu yolculuğun sonunda cennet kapısını açacak en önemli anahtar güzel bir yoldaştır. Sonsuza dek beraber olacağın bir yoldaş.
Biliyor musun, şunu anladım, bir okyanus kadar güzel yoldaş olamaz insana. Bil isterim. Çünkü sükûn da onda, fırtına da. Tuz da onda tat da. Çünkü bilirsin, okyanus ruha dinginlik verir. Ama en heyecanlı hikayeler de onda geçer.
Okyanusun ortasındaysan mesela, yalnız Allah ve sen varsındır orada..
İşte bu yüzden.
Bu yüzden itidal arar ve yemeklerden konuşur ve hayatımın yönünü düşünürüm yenibaştan her yıl.. Bu yüzden, çünkü bu gün yine yeni bir yaş var elimde. Onu nereye koyacağımı düşünmeliyim derdim eskiden olsa... Oysa şimdi biliyorum, onu okyanusa bırakacağım düşünmeden.. Onun götürdüğü yerden güzel neresi olabilir ki..
Birimizi birimizde; bizi birbirimizde eritebiliyor. Tek bir potaya dökülüyoruz nihayet, huzur ve sükûn potası.
Okyanus demiştim, çağırıyor.. Çağırdığı yerin bu denli güzel olabileceğini muhayyilem almamıştı.
Ben aslında sadece ve sürekli tatlı yiyemem bilirsin. Bir şeyin lezzetli olabilmesi için dengeli olması gerekir, biraz tatlıysa biraz da tuzlu, biraz yumuşaksa biraz sert, biraz akışkansa biraz da katı olmalı.. Ama bunun kıvamını mükemmel elde etmek öyle kolay değildir. Ancak tecrübe öğretir neyi ne kadar katacağını, herkesin tarifi kendine özgüdür, kendi damak zevkine ve imkanlarına göre.
Hayat diyorum, hayatımız tıpkı bunun gibi, sürekli pamukşekeri kıvamı da insanı hasta edebilir sürekli pulbiber aroması da. İtidal herşeyde en münasib olanıdır ama itidale ermek hep tecrube ve emek ister. Birdenbire mükemmel lezzeti yakalamak imkansıza yakındır.
Ama ne var biliyor musun, bize kanaat öğretildi. Kanaat en büyük zenginlik.. Gözümüzü maddi olarak aşağıdakine manevi olarak yukarıda olana çevirmemiz tembihlendi. Bunlar büyük sırlardır, mükemmel lezzeti elde etme yolunda. Bilmediğimiz sırların da peşindeyiz beraber..
Şimdi ömrümün bir senesi daha bitti, ama bu bir sene benim için hepsinden belki de daha güzel şeyler getirerek veda etti. Zaman geçti fakat bu çok güzel birşey aslında biliyor musun. Geçmese, ben ilerleyemez, hayatımın kıvamını verecek olan en önemli sırra erişemezdim..
Onu bana Allah verdi, herşey gibi.
Bir tarik, bir yol bu, yolda belki bir konaklama, bir gölge yahut hayat dediğimiz.. Ama yol varsa yoldaşsız olmaz değil mi? Çünkü bu yolculuğun sonunda cennet kapısını açacak en önemli anahtar güzel bir yoldaştır. Sonsuza dek beraber olacağın bir yoldaş.
Biliyor musun, şunu anladım, bir okyanus kadar güzel yoldaş olamaz insana. Bil isterim. Çünkü sükûn da onda, fırtına da. Tuz da onda tat da. Çünkü bilirsin, okyanus ruha dinginlik verir. Ama en heyecanlı hikayeler de onda geçer.
Okyanusun ortasındaysan mesela, yalnız Allah ve sen varsındır orada..
İşte bu yüzden.
Bu yüzden itidal arar ve yemeklerden konuşur ve hayatımın yönünü düşünürüm yenibaştan her yıl.. Bu yüzden, çünkü bu gün yine yeni bir yaş var elimde. Onu nereye koyacağımı düşünmeliyim derdim eskiden olsa... Oysa şimdi biliyorum, onu okyanusa bırakacağım düşünmeden.. Onun götürdüğü yerden güzel neresi olabilir ki..
22 Kasım 2012 Perşembe
Alice aşureler diyarında
Alice o sabah içinde inanılmaz bir aşure yapma isteğiyle uyanmıştı. Akşamdan ıslattığı bakliyatın yanına koşarak gitti.. Tarifi almak için hemen ananesini aradı ve hal hatır sorup tarifi aldı, mutfak onu bekliyordu^.^
Abdestini aldı, önceden ıslattığı buğdayları kocaman bir tencereye atıp besmeleyi çekti. Bu aşure hayatında yaptığı ilk aşure olacaktı ve komşularına, ailesine ikram etmeyi büyük bir heyecanla bekliyordu. Bir kapta zaten acemilik işi olduğundan azar azar ıslattığı fasulyeyle nohutu sularını süzüp bir başka kaba aldı, suyunu ekleyip haşlamaya başladı, derince bir kapta da bol suyla buğdaylar haşlanmaya başladı.
Biryandan kuru incirleri çıkarıp ıslattı, biryandan da aşureye koyacağı fındık fıstıkları hazırladı. Kendini Nuh as. ın gemisinde mi sanıyordu aceba? Zira bu kadar hummalı bir mutfak macerası daha önce hiç olmamıştı.
Buğdaylar özünü bırakıp fasulyeler yumuşayınca fasulyeleri ilave etti. Sonra hepsi iyice kaynayıp kıvama gelmeye başlayınca fıstığı, inciri ve arkasından şekeri ilave etti. Kaç kez tadına baktı Allah bilir:)
Aşure usul usul kaynayıp kaynaşırken, o da biryandan üstüne serpeceği nar ve fındıkları hazırlıyordu.
Tüm bu hazırlıklar sırasında acaip bikaç zorlukla karşılaşmış, mutfağı salonu nar suyu damlacıklarıyla ıslanmış, ıslatılmış fıstıkların kabuklarını soymaktan yaşlanmış olsa da sonuç elbette buna değmişti.. Muharrem ayı boyunca komşular aileler birbirlerine bol bol aşure ikram edecekti ve Alice yanlızca yiyenlerin değil ikram edenlerin de içinde olacağı için çok mutluydu:) Elahmdülillah..
Bu hayatının ilk aşuresiydi ve ilk kez denediği herşey gibi bu da inanılmaz heyecanlıydı:)
Harikalar diyarında olmak için illaki white rabbit i takip etmek, zehirli mantarlar yemek gerekmediğine ve bundan sonraki macera arayışlarında öncelikle mutfağın kapısını bir aralamak gerektiğine karar verdi:)
Not: Bu yazıyı yazmak Alice in bir gününü aldı zira aşureye her malzeme ekleyişinde gelip aşureye şunu ekledi bunu ekledi diye yazması gerekti. Gönül isterdi ki hepiniz tadabilesiniz. O yüzden canı istyen Alice i takip ederek kendi aşuresini yapabilsin diye ayrıntıları es geçmedi:) Miktarlar tamamen kafadan uydurma olduğu için kendi yaptığı tarifte de ölçü yoktu, sadece önce şunları haşla sonra bunları koy dedi ananesi çünkü:)
Ve mutlu son^.^
Abdestini aldı, önceden ıslattığı buğdayları kocaman bir tencereye atıp besmeleyi çekti. Bu aşure hayatında yaptığı ilk aşure olacaktı ve komşularına, ailesine ikram etmeyi büyük bir heyecanla bekliyordu. Bir kapta zaten acemilik işi olduğundan azar azar ıslattığı fasulyeyle nohutu sularını süzüp bir başka kaba aldı, suyunu ekleyip haşlamaya başladı, derince bir kapta da bol suyla buğdaylar haşlanmaya başladı.
Biryandan kuru incirleri çıkarıp ıslattı, biryandan da aşureye koyacağı fındık fıstıkları hazırladı. Kendini Nuh as. ın gemisinde mi sanıyordu aceba? Zira bu kadar hummalı bir mutfak macerası daha önce hiç olmamıştı.
Buğdaylar özünü bırakıp fasulyeler yumuşayınca fasulyeleri ilave etti. Sonra hepsi iyice kaynayıp kıvama gelmeye başlayınca fıstığı, inciri ve arkasından şekeri ilave etti. Kaç kez tadına baktı Allah bilir:)
Aşure usul usul kaynayıp kaynaşırken, o da biryandan üstüne serpeceği nar ve fındıkları hazırlıyordu.
Tüm bu hazırlıklar sırasında acaip bikaç zorlukla karşılaşmış, mutfağı salonu nar suyu damlacıklarıyla ıslanmış, ıslatılmış fıstıkların kabuklarını soymaktan yaşlanmış olsa da sonuç elbette buna değmişti.. Muharrem ayı boyunca komşular aileler birbirlerine bol bol aşure ikram edecekti ve Alice yanlızca yiyenlerin değil ikram edenlerin de içinde olacağı için çok mutluydu:) Elahmdülillah..
Bu hayatının ilk aşuresiydi ve ilk kez denediği herşey gibi bu da inanılmaz heyecanlıydı:)
Harikalar diyarında olmak için illaki white rabbit i takip etmek, zehirli mantarlar yemek gerekmediğine ve bundan sonraki macera arayışlarında öncelikle mutfağın kapısını bir aralamak gerektiğine karar verdi:)
Not: Bu yazıyı yazmak Alice in bir gününü aldı zira aşureye her malzeme ekleyişinde gelip aşureye şunu ekledi bunu ekledi diye yazması gerekti. Gönül isterdi ki hepiniz tadabilesiniz. O yüzden canı istyen Alice i takip ederek kendi aşuresini yapabilsin diye ayrıntıları es geçmedi:) Miktarlar tamamen kafadan uydurma olduğu için kendi yaptığı tarifte de ölçü yoktu, sadece önce şunları haşla sonra bunları koy dedi ananesi çünkü:)
Ve mutlu son^.^
14 Kasım 2012 Çarşamba
Yapabilir misin?(miyim)(miyiz)
Bazen kocaman bir roman yazabileceksin gibi bir güçle ayağa kalkıyorsun ve oturup tek yazabildiğin bir kelime veya bir satırdan öteye geçemiyor.
Bazen bu gün çok büyük işler yapmalı birşeyler üretmeli, paylaşmalı, sevmeli sevindirmeliyim diyerek uyanıyorsun ve tek yapabilğin içinde aniden büyüyen boşluğu çerçöple doldurmaya çalışmak oluyor. Akşama kadar uğraşıyor, yapamayınca, elinde hiçbirşey olmadığını anlayınca hüzünlenip ağlıyorsun.
Bazen yepyeni bir hayata başladım, herşey değişmeli, ben değişmeliyim, artık tüm ipler benim elimde diyorsun, ama görüyorsun ki insan yedisinde neyse yirmiüçünde de o oluyor.
Zaman korkunç bir hızla geçip gidiyor. Zaman aziz birşey halbuki, belki de bu yüzden hiç bozulmadan, değişmeden aramızdan akıp geçiyor yüzyıllardır, ve görevini hiç aksatmadan. İnsan bazen onun ilaç olacağını, belki yavaşça kendisini değiştireceğini umuyor, zaman terbiye ediyor insanı ama umdugu gibi değil..
Herşey, zemin, etrafındaki insanlar, önündeki imkanlar, duygular, herşey degişiyor ama insanın ruhu,karakteri, alışkanlıkları ve en çok da korkuları degişmiyor. İnsan aciz olduğu kadar zalim. Kimseye zulmetmese kendine zulmediyor.
Bazen bu kuyulardan kurtarıp seni aydınlığa çıkaracak bir kervan bekliyorsun, ama o kervan çoktan gelmiş geçmiş oluyor. Ve sen kurtarılmış olmana rağmen hala kuyuda olduğun gerçeği ile başbaşa kalıyorsun. Kendime diyorsun, yine ancak kendim yardım edebilirim, çünkü muhtaç oldugum kudret bana şah damarımdan daha yakın, kimseye muhtaç değilim başka. Yolu bulmalısın, o kendine giden yolu.
Bu gün yola çıkıyorum işte, işte bu gün kendimi kuyudan çıkaracağım gündür, bu gün herkese gerçeği haykıracağım, Allah için kazanacağım, onun için yapacağım her ne yapacaksam diyorsun, etrafta bu kadar yardıma muhtaç insan varken ben kendi tepeme yıktığım lüks harabemde hapsolup kalmamalıyım, ayaklarini yola koyuyorsun, 'Bismillah'! Gazan mübarek olsun. Allah sabredenlerle beraberdir. İnşaallah...
Bazen bu gün çok büyük işler yapmalı birşeyler üretmeli, paylaşmalı, sevmeli sevindirmeliyim diyerek uyanıyorsun ve tek yapabilğin içinde aniden büyüyen boşluğu çerçöple doldurmaya çalışmak oluyor. Akşama kadar uğraşıyor, yapamayınca, elinde hiçbirşey olmadığını anlayınca hüzünlenip ağlıyorsun.
Bazen yepyeni bir hayata başladım, herşey değişmeli, ben değişmeliyim, artık tüm ipler benim elimde diyorsun, ama görüyorsun ki insan yedisinde neyse yirmiüçünde de o oluyor.
Zaman korkunç bir hızla geçip gidiyor. Zaman aziz birşey halbuki, belki de bu yüzden hiç bozulmadan, değişmeden aramızdan akıp geçiyor yüzyıllardır, ve görevini hiç aksatmadan. İnsan bazen onun ilaç olacağını, belki yavaşça kendisini değiştireceğini umuyor, zaman terbiye ediyor insanı ama umdugu gibi değil..
Herşey, zemin, etrafındaki insanlar, önündeki imkanlar, duygular, herşey degişiyor ama insanın ruhu,karakteri, alışkanlıkları ve en çok da korkuları degişmiyor. İnsan aciz olduğu kadar zalim. Kimseye zulmetmese kendine zulmediyor.
Bazen bu kuyulardan kurtarıp seni aydınlığa çıkaracak bir kervan bekliyorsun, ama o kervan çoktan gelmiş geçmiş oluyor. Ve sen kurtarılmış olmana rağmen hala kuyuda olduğun gerçeği ile başbaşa kalıyorsun. Kendime diyorsun, yine ancak kendim yardım edebilirim, çünkü muhtaç oldugum kudret bana şah damarımdan daha yakın, kimseye muhtaç değilim başka. Yolu bulmalısın, o kendine giden yolu.
Bu gün yola çıkıyorum işte, işte bu gün kendimi kuyudan çıkaracağım gündür, bu gün herkese gerçeği haykıracağım, Allah için kazanacağım, onun için yapacağım her ne yapacaksam diyorsun, etrafta bu kadar yardıma muhtaç insan varken ben kendi tepeme yıktığım lüks harabemde hapsolup kalmamalıyım, ayaklarini yola koyuyorsun, 'Bismillah'! Gazan mübarek olsun. Allah sabredenlerle beraberdir. İnşaallah...
4 Kasım 2012 Pazar
Guzel bir pazar.
Ve ben evde vaktimi ücüncü kez sinava girmeye niyetlenip yine ders calismayarak ve sufle yaparak ve donmus visne yiyerek ve keske profeysinil bir makinem olsa ve daha fazla efekt yapabilen bir fotograf programim olsa ve acaba anne olmak nasi bi duygu ve saire seklinde dusunerek geciriyorum. Tenkyu soo mac. Bi de imla hatalarini duzeltsem mi die dusundum su an ama yok iih useniyorum. Belki sonra. Bayramda bussuru kayseriyi gezdik bissuru fotograf cektim. Gelin sifatiyla orada oldugum icin durup ikram edilen tabagin resmini cekmem biraz garipsenmis olabilir ama iste her gelin bursuru kusura sahiptir degil mi benimkilerden biri de bu olsagerek. Insan tekbasina deli olabiliyor ama sosyal tabakalama sistemi deli olma hakkimizi elimizden azbiraz aliyor gibime geliyor. Ama ben sansliyim bence. Elh. Mas. Sub. Bi de bayramda sucuk baklava filen yaptik ben ilk defa yaptim dogrusu boyle seyler. Ama cok guzel ve de farkli bi bayramdi. Bahceler manzaralar ordekler elopmeler salcalar cemenler sac kavurmalar geldi gitti. Oyle iste demem o ki yazan gitti. Bu postu da sanki kimse okumaz nasilsa yine die yazmis gibiyim. Ay nebileyim. Ne bileyim. Ha bi de cicek dolmasi dimek istiyorum. Ay veda kismi da kapi onu kadin muhabbeti gibi uzadikca uzuyo yaf. Nie biliyomusun? Cunku ders calismam lazim da ondan.
1 Kasım 2012 Perşembe
Son anda
İlkokulda ödevlerini dersten önceki teneffüse kadar bekletip son dakikada yapmaya çalışan öğrenci, lisede sınava sınav sabahı çalışır, ÖSS ye bir ay kala oturup çalışmaya başlar, üniversitede final sabahı sınava on dakika kala sınıfa koşarak girer ve konuşarak birbirlerine çıkabilecek yerleri anlatan arkadaşlarının yanına oturup can havliyle bişeyler aklında tutmaya çalışır, evlenirken çeyizini düğüne üç ay kala toparlayıp yaptırmaya çalışır, evlenince misafir gelmek üzereyken henüz bir eliyle pasta kremasını öbürüyle böreğin harcını karıştırıp, ayağıyla da yerleri siliyordur.. Bu böyle devam eder gider.. Günü gününe yaptığı tek şey beş vakit namazdır onu da tam vaktinde mi kılıyordur ne zaman öleceğini bilse onu da son ana bırakır mı bilinmez.. Allah vere de Kelime-i şehadet i son anda yetiştirebilsin bari inşallah..
22 Ekim 2012 Pazartesi
Anı (yemeeeeeeek desem daha açıklayıcı olur aslında)
Bu gün güzel yemekleri olan bir paki restoranında yemek yedik. Daha ara sıcaklarda karnımızı doyurduk, yemekler o kadar hoştu ki fotoğraf bile çekemeden yumulduk:) Arasıcaklarla gelen soslar ve değişik ayranımsı içecekleri harikaydı. Biri mangolu meyveli yogurt tadında bir ayrana, öbürü tuzlu baharatlı bir ayrana benziyordu:) Tatlının içinde bile baharat vardı, bir de pakiler gümüş varak kullanıyorlarmış tatlılarında, gerçekten şaşırtıcıydı bizim için:) Sütlacın üzerine yanlışlıkla buruşmuş folyo düşmüş gibiydi:) Bir de kakuleli bir tatlı vardı ki gerçekten şerbetli olmasına rağmen kakulenin o freş o keskin kokusu oldukça hafifletmişti tadını:) Ana yemekler ise biri değişik sebze ve ağırlıkta kırmızı biber soya sosu ve kimyon olmak üzere bol bol baharatli bir tavuk sote, ve sade pirinç pilavıydı, öbürü büryani dedikleri yine tavuklu, körili tarçınlı pilavlı enfes bir yemekti. Aslında baharatları saymazsak çok sade yemekler ama çılgın lezzetliydi, damak zevkimizle çok uyumlu:) Ara sıcaklarda gelen böreklerin iç harcı aslında kıyma idi ama neredeyse sucuk lezzetindeydi:)) Ayrıca garsonlar oldukça nazik ve yardımseverdi, servisi de sade olmasına rağmen güzeldi:) Hem çok kıymetli eşimle beraber olmanın hem de onun sayesinde farklı lezzetler denemiş ve beğenmiş olmanın keyfiyle çok güzel bir akşam geçirdim^.^ Darısı başınıza:) Madem fotoğraf çekemedim, o zaman bu günün keyfini bir şekilde yeniden tadılabilir hale getirmeliyim diye düşündüm:) Daha nice enfes anıları paylaşmak dileğiylen^.^ esen kalın. Ne dediniz? Ha evet di mi ya blogcu kadınlara döndüm ben de:)) Bi de hiç şakam yok ha ciddi ciddi yazmışım:D Amaan napalım demek ki kınamaya gelmiyo, siz siz olun kimseleri kınamayın:) Yakında blogumda "tesettür kombin"leri yayımlarsam da şaşırmayın:D Hadin eyvallah.
4 Ekim 2012 Perşembe
Savaş demişken; mutfak gibi mi?
Yemek pişirmek benim yeni kişisel gelişimim, bilişimim, dönüşümüm (eet kafkanınkinden), savaşım vs ne derseniz.
Düello ediyorum elimde envai çeşit silahla mutfakta. Ya o beni nakavt edicek ya ben onu fethedicem. Az önce gaz bombası attı eve, yanık et kokuları sardı tüm evi. Pencereleri açtım, silahlarımı kuşandım çiğ et, kekik ve tuzla misilleme yapıyorum. Elindeki en önemli patlayıcıyı kaybetti, düdüklüyü. Şimdi teflon tencere ile yükleniyor ama nafile, ben ki düdüklünün dibindeki yanığı pirü pak etmişim, teflon tencereden mi korkacağım?
Savaş tüm sıcaklığıyla devam ediyor. Yeni gelişmelerle karşınızda olacağım, esen kalın.
1 Eylül 2012 Cumartesi
Metro anısı
Bu gün herkes harıl harıl kitap gazete okuyordu metroda. Asri medeniyetler seviyesine ulaşmak üzereydik. Sonra ayakları eğri, eli bastonlu, enaz 3 numara büyük yırtık ayakkabıları, sökük cekedi kirli sakalıyla hem ihtiyar hem sakat hem yoksul bir kimse bindi metroya. Ve öylece ayakta kaldı, ileri geri sallandı durdu, durup kalkan metronun içinde. Herkes medeni medeni kitabını okumaya devam etti. Kimse amcayı görmedi. Belli ki onu gelişmekte olan ülkelerde unutmuştuk, çağdaş medeniyetlere doğru yol alırken. Amca kimseye söylenmedi, bastonunu sallamadı, suratını asmadı. Bazı saçları boyalı makyajlı buruşuk teyzeler gibi cık cık hiç utanma kalmamış yer vermiyor kimse demedi. Kimsenin yüzüne bakmadan sessizce mütebessim bekledi.. Bizden mi utandı, bilemedim. Utandım.
19 Haziran 2012 Salı
Ne inkâr ne itiraf
Nazlan!/
Sitem et!/
Kırıl bana!/
Beni geç vakit/
Tek başıma suya yolla.../
Bahçede yüzünü öteye çevir/
Güle hayret ediyormuş gibi yap../
Gülümseyerek konuş da başkalarıyla/
Somurt, avluda sadece ikimiz kalınca../
Kızıp en sevecen adımlarınla üst kata çık../
En sevdiğim çiçeğin saksısı kaysın elinden/
Derinleşsin ben içerledikçe ruhumdaki sakarlık.-i.özel.......
Derinleşiyor ben içerledikçe ruhumdaki sakarlık. Ve fakat neden içerlediğimi bilemiyor, bulamıyorum.. Yalnızca içgüdüsel bir durum mu, yoksa ulvi duygular mı müsebbib.. Bende ulvi duygu ne gezer.. Ulvi olsa nasıl üzer ki muhatabını..Vakit çabucak geçiyor beni. Gece olup tuttuğumda aydınlık olana dek nefesimi, sanmayın ki korkum gecedendir. Korkum yalnızca ruhunu ince ipliklerle bağlayıp gezdiren bir bedenden mütevellid, onun yokluğunda, ki o gündüz hayat kaynağı oluyor. Her şeyiyle beni memnun ederken hala kalbim nasıl sitemkâr, hüzünlü.. Neden? Neden sadece sevemiyor, aynı zamanda çok bağlanıp, çok özleyip, çok şey bekliyor ve sitemlerle mutsuz ediyorum.. Kendime en çok verdiğim telkindi halbuki bir beklentiye girmemek.. Halbuki beklentimin çok üstünde karşıkarşıya olduğum güzellik. Ama işte hep daha fazlasını istiyoruz, belki de bu leyladan geçip mevlaya varacak raylara taşıyacak vagonu, aşk aslına rûcû edecek.. Doymak bilmiyoruz.. Daha tadmadan doymaktan bahsetmek de komik elbet. Bize ne oluyor böyle.. Hiç olmadığım, karşılaştığımda koşarak kaçacağım bir insana mı dönüşüyorum? Lezzetle başlayıp enfes bir finale erişmek nasibolacak mı? Herşeyi mahvetmeden nasıl bulacağım orta yolu.. Nasıl incitmeden sevilir söyle bana, HİÇ İNCİTMEDEN NASIL SEVİLİR? Solmasın ciçeklerimiz.. Çok sevmekte çok acemiyim.. Bu aceleciliği ve unutkanlığı yalnız bir şey teskin edebilir; umduğuna sarılmak..
13 Haziran 2012 Çarşamba
Dengesiz
Aslında başlarken hepimiz çok halis niyetliyiz.-----------
Bismillah.-----------
Sonra bir sure niyeti amele perde ediyoruz.-----------
Eyvallah.-----------
Sonra amelin cazibesine kapılıp, niyeti unutuyoruz. -----------
Mazallah.------------
Ve neticede kendimize küçük putcuklar ediniyoruz.------------
Estağfurullah...-----------
Allah, muvazeneyi korumak nasibetsin.-----------
Ya mugallibel gulûb sebbit galbi âlâ dinike..
20 Mayıs 2012 Pazar
Sevmek
Sevmek zor zanaatmiş, elime yüzüme bulaştırdım. Ne kelimeler yetiyor ne nefesim yetiyor ne gözyaşı yetiyor, inşirah yine ondan gelecek.. Ne kadar çok istesek de kalpler Allah'ın elinde.. Ne de güzel, o halde dualarımla dokunabilirim
yalnızca ona.. Severek yaşamak ister herkes.. Bense severek ölmek isterim.. İki kaşın arası olur kabrim.. İki dudağın arasında fermanım, bir çift gözün bakışında dermanım.. Ben ne kırılırım, ne incinirim. Sadece ölmek gelir elimden, elinden... Ona da eyvallah. Neye layığım biliyorum. Haketmediğim güzelliklerin eda edemediğim şükrünün faturaları belki bunlar.. Irmaklar akıtsan, iz olsa yanaklarında, çaresi yok. Allah verir, Allah alır. Kalpler yalnız onun elinde. Emin ellerde. Ben çıkarıp eline de verirdim onun.. Ama ağır bir yük bu.. Kendi kalbimi kendim taşırım, kırık dökükmüş, yara bereliymiş kimsecikler ne görür ne duyar.. Yalnızca Allah bilir derdimi de dermanımı da.. Hep hata yapan biri olarak bin türlü af dileme yöntemi öğrendim.. Allah'tan başka kimse silmiyor tamamen biliyor musun.. En büyük hataları hep ona karşı işlediğimiz halde.. Ah ne acı.. Ah ne Tatlı hayallerimiz hep.. Kontrast güzeldir bazen. Aşkından ağlamak diye birşey geliyon insanın başına bazen, o zaman daha bir iyi idrak ediyor bunu.. Zaman geçiyor. Ömür tükeniyor. Ben bir serçe kuşu gibi ürkek, ilerliyorum aşkın yollarında.. Ne çıkacak karşıma, bu ham sevda ne vakit kıvamını bulacak, zarar ziyan vermeden sevmeyi ne zaman öğreneceğim Allah bilir.. Ah Allah'ım, onun şefkatini haketmediğimi düşünmek çok acı veriyor..Hiç bir şey haketmiyorum güzel olan..
14 Mayıs 2012 Pazartesi
Eski-yeni
Şöyle bir yazı yazmışım bundan Yaklaşık bir sene evvel;
-------------------------------------------------------
/İstek Parça/
Ruhumu karanlık ıssız ve üç tarafı çevrili bir kuytuya yerleştirmek istiyorum. Hatta oranın da en köşesini bulup oraya, kafamı dizlerime çekip, tünemek istiyorum. Kendimi sarabilirmiyim. Örtmek istiyorum pencerelerimi. Kapatmak tüm kapıları.
Her şey ben küçükken balık avladığımız zamanlardaki gibi olsun istiyorum. Tek çıkışa izin vermek ona da izin vermemek istiyorum.Bazen kullandığım kelimeler midemi bulandırıyor, kokuyor gibi. Düşündüğüm şeyler başımı döndürüyor, daha çok düşüncelerden dünyaya döndüğümde şiddetle sarsılıyorum. Hiç bir şey sandığım gibi değil. Olmayacakmış da. Ben terk edilmişim. Kendi halime bırakılmışım ama halime her daim tacizlerini sürdüren çelik pençeler var, acıtıyor kanatıyor ve halinden memnun. Halimi sevmiyorum. Yüzümü örtmek istiyorum. Kimse beni tanımasın istiyorum. Görünmez olmak istiyorum ama bilinmez değil. Ağızları mutluluktan çatlayacakmış gibi genişleyen insanlar görmek istemiyorum. Rüzgar hep serin essin hep yağmur koksun havada her daim hüzün halihazırda mevcut olsun istiyorum.
Tek bakış her şeyi anlatabilsin istiyorum.Dünyaya şöyle bir bakayım ve.. Ve ne olsun bilmiyorum ne bekliyorum bilmiyorum bilmiyorum bilmiyorum…Benim de hayattan ne beklediğimi bilmeye ihityacım var diye arzuhal gönderdim cevabı aldım; ölüm. Hayattan dahi ne bekleyeceğini bilmelisin ki alasın randımanı..
Şaka yapıyorum. Sırtım kambur olacak ben otuzuma gelmeden. Hayır çok çalışmaktan felan değil. Durmadan içime kapanmaktan. İki büklüm oluyorum. Kapanıyorum. Kapandım.
------------------------------------------------------------
Şimdi ise tek ihtiyacım olan şey, sarılmak sanırım. Sanki herşeye şifa olacakmış gibi... Sanki bütün hataları silecekmiş gibi... Herşeyi unutturacakmış gibi... Layıkmıyım bilmiyorum. Belki herşek karmakarışık kalacak. Hakedenler mutlu olacak. Ama orada bir cennet saklı, görüyorum. Ve ben onu istiyorum. Herşey tesadüf olamaz. Hayatımda hiç yaşamadığım duygular pişmanlıklar mutluluklar yaşıyorum. Bu sanki dünya değiştirmek kadar farklı. Yeniden doğmak gibi. Ama herşey daha yoğun, o kadar keskin çizgiler mevcut ki, yapılan hatalar söylenenler o kadar geriye dönüşsüz ki... Birini çok sevmek de bir imtihan vesilesi. Değiştiğini sanıp hala ahmaklık yapıyor olmak çok acı verici. Hala aynı olduğumu duymak istemiyorum.. Değişmeye çalışıyorum istemiyorum aynı hataları yapmak... Ama yapıyorum. Ve bu kez zehirli bir acısı oluyor.. Utanıyorum. Kendimden.. Herkesten.. Önce Allahım. Senden.. Affet..
8 Mayıs 2012 Salı
Nasıl yapsak..
Napıcam şimdi ben. Onu bu kadar severken.. Bilemiyorum dostum, anna.. Keşke rüzgardan hızlı olabilsem de penceresine tıkırdasam, ay ışığı olsam odasına sızsam, güneş olsam sabahına doğsam, su olsam sulasam çiçeklerini.. Sarmaşık tohumlarını mesela sulasam.. Onlar göğerdikçe ğöğe erececek benim başım. Kabul olacağından hiç umudum olmayan ama kabul olmuş bir duam o.. Allah herşeye kadir. Belki ben de güzel olurum bir gün, su gibi, okyanus gibi..
26 Nisan 2012 Perşembe
Bloggerin yeni formatıyla yazı yazmayı başaramadım yahu. Başarabilene kadar şarkılarla idare edicem..
http://www.youtube.com/watch?v=DiQcRvCVCUA&feature=youtube_gdata_player
23 Nisan 2012 Pazartesi
Yok canım benim başlık filan. Takılıyoruz öyle kendi aramızda.
Çünkü açım. Çünkü seviyorum. Çünkü muhtacım.
......................................
http://m.youtube.com/index?desktop_uri=%2F&gl=US#/watch?v=PusopS49aa0
......................................
Yaşamak dediğin üç beş kısa mutlu andan ibaret
Giderine bırak işte ayağına kadar gelmiş muhabbet.
......................................
http://m.youtube.com/index?desktop_uri=%2F&gl=US#/watch?v=RWv9GGwsIik
......................................
Bu yüzden kaçırmamak lazım aşk gelince
Gitti mi gidiyor elden zalim zaman el koyunca
......................................
Çünkü mutlu olmak elimizde. Hani kader, hayat çizgisi filan bazen alın yazısı gibi avuçta da olurmuş ya. Elimizde olduğu gerçek. Ama elimiz kimde? Bu.
2 Nisan 2012 Pazartesi
Ehm
Ruhumun sesi kısılmış gibi hissediyorum. Her sabah ehhe ehhe diye boğazımı kontrol edişim bundan olabilir. Çiçekli desenleri seviyorum. Ne ilginç, Allah çiçekleri yaratmış ve sonra bize estetik gelmesini sağlamış ve hoşlanıyoruz çiçeklerden.. Bir ottan neden bu denli lezzet hissederiz bir nazarla.. Ot deyince hemen mevzuyu başka yöne çekmeyin diye nazar dedim orada. Ne otlar var tabii yoksa. Renkler mesela, niye yaratılmış? O kırlardaki çiçekleri rengarenk görebilen tek canlı biz insanlarız galiba biliyor musunuz, bortü bocek kedi köpek büyükbaş küçükbaş, hiç biri o kadar renkli bir görme sklasına sahip değil. Hayır görmekle yetinmiyoruz bir de doğadakileri taklid eden renkler bulup oturup resmini falan çizmeye çalışıyoruz. Ne garip ne enteresan. Hayır ne oluyor sen onu o kağıda küçücük çizince. Bir de takdir bekliyoruz, güzel çizmişsin harika ressamsın milyarlar değerinde bir tablo bu felan diye. İnsanoğlunun ahmaklığına doyduğu günler de gelecek mi Yarabbi.. Bazı şeyler insana neden daha sevimli geliyor acaba. Dikkat çekiciliğin ölçüsü ne? Grafik tasarım ne enteresan bir bölüm. Bi de şu var, kimse kimsenin inancına karışamaz filan. Yani insanlar bu kadar aynı şeylerden hoşlanır, bu kadar bunun üzerine pazarlar kurulurken, yüzyıllarca aynı şeyin pesinden koşarken topumlar, ilahi bir gücü kim inkar eder, genel geçer ilahi kanunlara kim karşı çıkabilir ki? Hepimiz aynıyız aslında. Aynı kanunlara ittiba etmemiz gerektiğine göre. Ama hepimiz eşit miyiz? Muamma. Bileğinin hakkını alacak herkes. Uyumayan uyuyandan, aç toktan, boynuzsuz koç boynuzludan hakkını alacak. Böyle laf lafı açacak yahu. Daha fazla uzamadan söz, ben uzayım buradan. Bir uykulu zamanıma denk gelirse yine, devam ederim. Aloha. (Allah'a emanet olun demekmiş mesela)
Ek
Aşağıda adı geçen romantik cümleler:
Bir de ne içsem dinmeyen bir susuzluk başgösterdi ki sormayın. Genzimde bir sahra barındırıyorum sanki. Hayrolsun inşaallah.
Uyku da açıldı. Madem size makarna sosu tarifi mi versem bir de. Dur dur. Yok o kadar değilmiş. Karnı tok olunca insanın, lezzetini kaybediyor tüm yemekler. Açlık en iyi aşçıdır diye boşa dememiş ananeler. Demek ki tokluk da en kötü aşçı. Ama afrikalı olmak mesela bazen hiç aşçı demek. En kötü aşçı olmayan aşçıdan iyidir sanırım. Çok şükür ki Konya'lıyım. Beyaz ve semiz. Nerelere geldi mevzu. Uzayım dedim olmadı laf uzadıkça uzadı..
Aşağıda adı geçen romantik cümlelerden el hasıl anlayacağımız şey ne biliyor musunuz; akşam yemeğini biraz fazla kaçırmışım galiba. Sizi de meşgul ettim kusura bakmayın. Hörmetler. Ehm.
Ek
Aşağıda adı geçen romantik cümleler:
Bir de ne içsem dinmeyen bir susuzluk başgösterdi ki sormayın. Genzimde bir sahra barındırıyorum sanki. Hayrolsun inşaallah.
Uyku da açıldı. Madem size makarna sosu tarifi mi versem bir de. Dur dur. Yok o kadar değilmiş. Karnı tok olunca insanın, lezzetini kaybediyor tüm yemekler. Açlık en iyi aşçıdır diye boşa dememiş ananeler. Demek ki tokluk da en kötü aşçı. Ama afrikalı olmak mesela bazen hiç aşçı demek. En kötü aşçı olmayan aşçıdan iyidir sanırım. Çok şükür ki Konya'lıyım. Beyaz ve semiz. Nerelere geldi mevzu. Uzayım dedim olmadı laf uzadıkça uzadı..
Aşağıda adı geçen romantik cümlelerden el hasıl anlayacağımız şey ne biliyor musunuz; akşam yemeğini biraz fazla kaçırmışım galiba. Sizi de meşgul ettim kusura bakmayın. Hörmetler. Ehm.
19 Mart 2012 Pazartesi
Kara
Burada ufak bir koleksiyon yapacağım müsaadenizle.
http://www.youtube.com/watch?v=PHbCtT21Wm0&feature=youtube_gdata_player
Çünkü biz dengesiz adamlarız anna. Adamlar bile dağiliz hatta kadınlar bile değil. Biz anlamsız boşluklarız bazen. Sadece kendisini kendisi sana bir boşluk tahayyül et anna. Vallahi sen de olmasan bu cümlelerimi kim çekebilirdi bilmiyorum. Kimse mecbur değil sana anna. Ama ben mecburum. Ağlama duvarımsın. O zaman bir de şunun tadına bakmalısın; e ağlama duvarı denince akla..
http://www.youtube.com/watch?v=irGUolvbZyc&sns=em
Her aklına geleni söyleme anna. Yapıp yapmayacağını bilemezsin. Sen bir hayal kurarsın mesela. Eller alır. Azrail alır seni belki. Nerden bileceksin ki. İleriyi çok düşünmemeliyiz. Bizim çok bir hayalimiz de yoktu aslında biliyor musun. Çok hayalperesttik, sert düştük. Sonra vazgeçtik hayal kurmaktan. Çok konuşurduk sert düştük yine. Vaz geçtik konuşmaktan. Şimdi yeni bir terbiye mevzusu beliriyor ufuktan. Her aklına geleni yazma anna. Sert düşmeden bırak bunu. Sigarayı bıraktığın gibi bırak.
Bazen zorlanarak senelerin umudunu duasını çabasını katarak bir cümle yazarsın anna. Ama doğru yere gitmez çünkü yolu yanlıştır. O aslında senin gözbebeğin sandığın eserin var ya, onu çok gözünde büyütme anna. Herkesin var. Herkesin var. Senin de vardı. Soldu. Can verdi. Belki onun yarası burada kanayan hala.. Bir filiz görünce heveslenme anna. Tomurcuklar da ölür. Öldü de.
Bazı insanlar güzel şeyleri çok hakederler. Ama sen hakedemezsin anna. Sen hakedemezsin. Ağzınla kuş tutsan, litrelerce gözyaşı döksen, kendine kızsan suçlasan hep yaptığın gibi.. Bazen normal olmak herşeyden iyidir. Normal davranmaya çalışma, çünki o da yamalı kaftan gibi duracak üzerinde. Olmayacaksın. Olamazsın.
Sen ki acının intikamını eski acılarınla kendinden alan bir şeysin anna. Herşeyi yırtan kanatan birşeysin kendi kendini mahfediyorsun. Hep aynı çıkmaza girdiğinin farkında bile olmayacak kadar kendinden başka şeyi göremez olmuş gözlerin. Bu mutluluk dediler, hep sürüp gidecek mi sandın? Evet şu an güzel dedin. Anna. Aptalsın güzelim ben sana söyliyim. Bunu sürdürmek sanki neyi değiştirecek. Çok aptalsın. Kandır kendini.
Sonunu düşünen kahraman olamaz dedi annen. Sen ta başlarken sonunu düşündün. Kahraman olmak kimin umurunda. Yalan söyledin anna yalan! Bunu yapmamalıydın. Ama kendi yalanının farkında değilsin. Dönüp baksan bir şey sanacaksın kendini. Psikolojik sorunların mı var anna? Deli misin?
Deli misin?
Bu noktaya nasıl geldim bilmiyorum anna. Neticede niyetim seni suçlamak değildi. Seni severim anna. Otu da severim börtü böceği de. Sevmek güzel şey anna. Ama aşk sadece göklerde. Bizim gibilere pek uğramaz, öğrendim bak tebrik et beni. Yaşlanıyorum anna gördün işte. Lisedeyken aşk derdik anna. Universitede mide bulantıları. Sonra belki dedik. Belki sevmek gelir bize. Ama çarçur edemeyecek kadar az geldi anna. Ama bilemedik ki. O da giderse elimizden, yalın kalp kalacağız ortada. Sakatat olmaktan öteye gidemeyecek..
Sadece bir heves mi anna. Seni bulmak nelere maloldu.. Ne tatlı oysa.. Kıvam var bir de. Erricalukavvamenalennisa. Bir de bu var.
Mevzularımız da saçların gibi, dalgalı ve kabarık anna. Büyütüyorsun. Büyütmeni de büyütüyorsun..
Tıpkı nası biiyor musun, çılgın bir karmaşanın üzerine bembeyaz bir çarşaf serilmiş gibi. Gözleriniz sizi yanıltıyor olabilir desene anna. Perde var önünüzde.. Ben ne iyi ne de kötüyüm, ne güzel ne çirkin. O kadar bir sıradan olmak ki, yanımdan geçse asla farketmez anna. Asla. Görmez bile.
Kendimize acıyalım mı bu gün? Dünyanın en trajikomik işidir kendine acımak.. Ama sen çürük ve kokuşmuşsun desene anna. Kendini beğenmişliğin bu kadarı.. Sen nesin peki?
http://www.youtube.com/watch?v=PHbCtT21Wm0&feature=youtube_gdata_player
Çünkü biz dengesiz adamlarız anna. Adamlar bile dağiliz hatta kadınlar bile değil. Biz anlamsız boşluklarız bazen. Sadece kendisini kendisi sana bir boşluk tahayyül et anna. Vallahi sen de olmasan bu cümlelerimi kim çekebilirdi bilmiyorum. Kimse mecbur değil sana anna. Ama ben mecburum. Ağlama duvarımsın. O zaman bir de şunun tadına bakmalısın; e ağlama duvarı denince akla..
http://www.youtube.com/watch?v=irGUolvbZyc&sns=em
Her aklına geleni söyleme anna. Yapıp yapmayacağını bilemezsin. Sen bir hayal kurarsın mesela. Eller alır. Azrail alır seni belki. Nerden bileceksin ki. İleriyi çok düşünmemeliyiz. Bizim çok bir hayalimiz de yoktu aslında biliyor musun. Çok hayalperesttik, sert düştük. Sonra vazgeçtik hayal kurmaktan. Çok konuşurduk sert düştük yine. Vaz geçtik konuşmaktan. Şimdi yeni bir terbiye mevzusu beliriyor ufuktan. Her aklına geleni yazma anna. Sert düşmeden bırak bunu. Sigarayı bıraktığın gibi bırak.
Bazen zorlanarak senelerin umudunu duasını çabasını katarak bir cümle yazarsın anna. Ama doğru yere gitmez çünkü yolu yanlıştır. O aslında senin gözbebeğin sandığın eserin var ya, onu çok gözünde büyütme anna. Herkesin var. Herkesin var. Senin de vardı. Soldu. Can verdi. Belki onun yarası burada kanayan hala.. Bir filiz görünce heveslenme anna. Tomurcuklar da ölür. Öldü de.
Bazı insanlar güzel şeyleri çok hakederler. Ama sen hakedemezsin anna. Sen hakedemezsin. Ağzınla kuş tutsan, litrelerce gözyaşı döksen, kendine kızsan suçlasan hep yaptığın gibi.. Bazen normal olmak herşeyden iyidir. Normal davranmaya çalışma, çünki o da yamalı kaftan gibi duracak üzerinde. Olmayacaksın. Olamazsın.
Sen ki acının intikamını eski acılarınla kendinden alan bir şeysin anna. Herşeyi yırtan kanatan birşeysin kendi kendini mahfediyorsun. Hep aynı çıkmaza girdiğinin farkında bile olmayacak kadar kendinden başka şeyi göremez olmuş gözlerin. Bu mutluluk dediler, hep sürüp gidecek mi sandın? Evet şu an güzel dedin. Anna. Aptalsın güzelim ben sana söyliyim. Bunu sürdürmek sanki neyi değiştirecek. Çok aptalsın. Kandır kendini.
Sonunu düşünen kahraman olamaz dedi annen. Sen ta başlarken sonunu düşündün. Kahraman olmak kimin umurunda. Yalan söyledin anna yalan! Bunu yapmamalıydın. Ama kendi yalanının farkında değilsin. Dönüp baksan bir şey sanacaksın kendini. Psikolojik sorunların mı var anna? Deli misin?
Deli misin?
Bu noktaya nasıl geldim bilmiyorum anna. Neticede niyetim seni suçlamak değildi. Seni severim anna. Otu da severim börtü böceği de. Sevmek güzel şey anna. Ama aşk sadece göklerde. Bizim gibilere pek uğramaz, öğrendim bak tebrik et beni. Yaşlanıyorum anna gördün işte. Lisedeyken aşk derdik anna. Universitede mide bulantıları. Sonra belki dedik. Belki sevmek gelir bize. Ama çarçur edemeyecek kadar az geldi anna. Ama bilemedik ki. O da giderse elimizden, yalın kalp kalacağız ortada. Sakatat olmaktan öteye gidemeyecek..
Sadece bir heves mi anna. Seni bulmak nelere maloldu.. Ne tatlı oysa.. Kıvam var bir de. Erricalukavvamenalennisa. Bir de bu var.
Mevzularımız da saçların gibi, dalgalı ve kabarık anna. Büyütüyorsun. Büyütmeni de büyütüyorsun..
Tıpkı nası biiyor musun, çılgın bir karmaşanın üzerine bembeyaz bir çarşaf serilmiş gibi. Gözleriniz sizi yanıltıyor olabilir desene anna. Perde var önünüzde.. Ben ne iyi ne de kötüyüm, ne güzel ne çirkin. O kadar bir sıradan olmak ki, yanımdan geçse asla farketmez anna. Asla. Görmez bile.
Kendimize acıyalım mı bu gün? Dünyanın en trajikomik işidir kendine acımak.. Ama sen çürük ve kokuşmuşsun desene anna. Kendini beğenmişliğin bu kadarı.. Sen nesin peki?
18 Mart 2012 Pazar
Kafa
Gökyüzü inişe geçti bu gece
Ve bir silah patladı
Kelimeler kurşun ağırlığındaydı.
Kurşun dökmeli gecenin kulağına
Acele
Sebebi kelimeler,
namlunun sıcak ucunda tüten...
Sabret, göreceksin
Gece ne cümlelere gebe;
Göbekbağını kendi kesecek..
Ve bir silah patladı
Kelimeler kurşun ağırlığındaydı.
Kurşun dökmeli gecenin kulağına
Acele
Sebebi kelimeler,
namlunun sıcak ucunda tüten...
Sabret, göreceksin
Gece ne cümlelere gebe;
Göbekbağını kendi kesecek..
12 Mart 2012 Pazartesi
GEL BAHAR!
Tevafuğa bakın ki bu yazıyı bundan tam iki yıl evvel yazmışım, 13 Mart 2010 da:) Birden karşıma çıktı. O halde buyrun, hiç değiştirmeden ekliyorum.
Gel bahar!
Şöyle bir bahar gelse...
Güneş gökyüzünü kaplasa pırıl pırıl, ama yakmasa. Serince okşasa rüzgar kıpır kıpır yapsa herşeyi. Işığa boğulsa her renk, yeşiller, maviler, sarılar.. Ağaçlar dallarını uzatsa göğe, yapraklar o güneşe dokunma heyecanıyla fışkırsa dallardan, tomurcuklar pıtır pıtır patlasa, açsa katmer katmer bahar dalları pembesiyle beyazıyla, kuşlar, güzel sesleriyle dönseler bizim bahçelere, cümbüş olsa cıvılcıvıl ötüşseler..
Penceremin önünde misket oynayan çocukların heyecanlı sesleri yükselse tekrar: turnuva yapıyoz olum gelsene :D Valla misketim olmasa da, ödünç alıp ütüleceksem de atlayıp camdan oyunlarına karışmak istiyorum, sonra herkese birer çubukta dondurma ısmarlarım harçlığımla, belki parmaklarımız toz olmuş olur ama olsun üstüne bir de çukulatalı dondurma aktı mı tam olur işte:D Adını bilmediğim arkadaşlarım olsa, her şeylerini sevdiklerini hayallerini bilsem, ama adlarını bilmesem.. Adlarını çağırmak yerine camlarına taş atsam, atlaslar, sadece koşsak, toz olsak toprak olsak karışsak başka alemlere altımızda atlarımız arkamızda ordumuz belki, cengaverler olsak, tüy tüy bıyıklarımızı bursak, gülsek halimize bakıp olum sen kızsın be dese biri bana:D Olsun Aişe annemiz de kumandanmış desem.. Peygamber ordusuna melekler yardım etmiş, bakın şu gelenler meleklermiş meğerse desem.. Hep biz kazansak hep.. Tek çağırdığımız isimler bunlar olsa..
Bahar olsa, belki bizim de baharımız olur. Belki melekler bizi korur..
Düşsek de kanasak.. Kanayan yara iyileşir dese birileri.. Üzülme dese.. Bahar gelse.. Şifa gelse.. Olur mu?
Gel bahar!
Şöyle bir bahar gelse...
Güneş gökyüzünü kaplasa pırıl pırıl, ama yakmasa. Serince okşasa rüzgar kıpır kıpır yapsa herşeyi. Işığa boğulsa her renk, yeşiller, maviler, sarılar.. Ağaçlar dallarını uzatsa göğe, yapraklar o güneşe dokunma heyecanıyla fışkırsa dallardan, tomurcuklar pıtır pıtır patlasa, açsa katmer katmer bahar dalları pembesiyle beyazıyla, kuşlar, güzel sesleriyle dönseler bizim bahçelere, cümbüş olsa cıvılcıvıl ötüşseler..
Penceremin önünde misket oynayan çocukların heyecanlı sesleri yükselse tekrar: turnuva yapıyoz olum gelsene :D Valla misketim olmasa da, ödünç alıp ütüleceksem de atlayıp camdan oyunlarına karışmak istiyorum, sonra herkese birer çubukta dondurma ısmarlarım harçlığımla, belki parmaklarımız toz olmuş olur ama olsun üstüne bir de çukulatalı dondurma aktı mı tam olur işte:D Adını bilmediğim arkadaşlarım olsa, her şeylerini sevdiklerini hayallerini bilsem, ama adlarını bilmesem.. Adlarını çağırmak yerine camlarına taş atsam, atlaslar, sadece koşsak, toz olsak toprak olsak karışsak başka alemlere altımızda atlarımız arkamızda ordumuz belki, cengaverler olsak, tüy tüy bıyıklarımızı bursak, gülsek halimize bakıp olum sen kızsın be dese biri bana:D Olsun Aişe annemiz de kumandanmış desem.. Peygamber ordusuna melekler yardım etmiş, bakın şu gelenler meleklermiş meğerse desem.. Hep biz kazansak hep.. Tek çağırdığımız isimler bunlar olsa..
Bahar olsa, belki bizim de baharımız olur. Belki melekler bizi korur..
Düşsek de kanasak.. Kanayan yara iyileşir dese birileri.. Üzülme dese.. Bahar gelse.. Şifa gelse.. Olur mu?
6 Mart 2012 Salı
Bilmece / Okyanusa övgü
Biliyor musun? Bil isterim.
Sevmek isterim ama sevgim pistir. Zarar vermeden nasıl sevilir? Bize okullar kitaplar dersler okuttular ama nasıl seveceğimizi öğretmediler. Bize sevgisizlik gösterildi, ruhsuzluk, belki kinayeli hani böyle olmayın diyerek.. Şimdi ise başımıza gelenin ne olduğunu anlayamıyoruz..
Bir okyanus düşün, kıyısındasın.. Su müşfik, kendini bıraksan kolları sarıp sarmalayacak seni.. Hep el üstünde tutacak.. Ama boğulmaktan korkuyorsun, halbuki yapman gereken tek şey nefesini tutup kendini bırakmak.. Biraz cesaret.. Okyanus bizim kurak dünyamızdan çok daha heyecanlı bir yer hem de. Mercanlar resifler balıklar rengarenk..
Biraz cesaret..
Ben diye düşünmeye alışık zihnin korkuyor belki de acaba taşırır mıyım okyanusu, bozar mıyım sükûnunu diye.. Okyanusu ancak bir okyanus taşırabilirdi belki. Ama bir damlayken bu evhamlar neye gerek? Nene gerek ben demek.. Biz demek daha mı zor?
Ve giderken götüren gelirken daha fazlasını getiren dalgalar.. Ay ve yakamozlar.. Ilık kumsallar ve meltem.. Ah gecesi ve gündüzü, sesi ve rengi apayrı güzel..
Bir fırtına beklemek senin yaptığın. Dalgalar içine çeksin mi istiyorsun? Neden kendini bırakmıyorsun? Med cezirler başladı, ya kaç git çölüne, ya da bekle ayak bileklerinden kavrayacak okyanus..
Sakin.
Ve bir kış gecesi eriyen karlar dahi o vahdette buluşmaya gidiyorlar. Sırrını söylüyor kulaklarına ; geçse de yolumuz bozkırlardan, denizlere çıkar sokaklar..
Her şey aslıyla kaim. Aslımız okyanus ise neslimiz de okyanus olacaktır değil mi?
Bilmemi ister misin? Söyle o halde.
Sevmek isterim ama sevgim pistir. Zarar vermeden nasıl sevilir? Bize okullar kitaplar dersler okuttular ama nasıl seveceğimizi öğretmediler. Bize sevgisizlik gösterildi, ruhsuzluk, belki kinayeli hani böyle olmayın diyerek.. Şimdi ise başımıza gelenin ne olduğunu anlayamıyoruz..
Bir okyanus düşün, kıyısındasın.. Su müşfik, kendini bıraksan kolları sarıp sarmalayacak seni.. Hep el üstünde tutacak.. Ama boğulmaktan korkuyorsun, halbuki yapman gereken tek şey nefesini tutup kendini bırakmak.. Biraz cesaret.. Okyanus bizim kurak dünyamızdan çok daha heyecanlı bir yer hem de. Mercanlar resifler balıklar rengarenk..
Biraz cesaret..
Ben diye düşünmeye alışık zihnin korkuyor belki de acaba taşırır mıyım okyanusu, bozar mıyım sükûnunu diye.. Okyanusu ancak bir okyanus taşırabilirdi belki. Ama bir damlayken bu evhamlar neye gerek? Nene gerek ben demek.. Biz demek daha mı zor?
Ve giderken götüren gelirken daha fazlasını getiren dalgalar.. Ay ve yakamozlar.. Ilık kumsallar ve meltem.. Ah gecesi ve gündüzü, sesi ve rengi apayrı güzel..
Bir fırtına beklemek senin yaptığın. Dalgalar içine çeksin mi istiyorsun? Neden kendini bırakmıyorsun? Med cezirler başladı, ya kaç git çölüne, ya da bekle ayak bileklerinden kavrayacak okyanus..
Sakin.
Ve bir kış gecesi eriyen karlar dahi o vahdette buluşmaya gidiyorlar. Sırrını söylüyor kulaklarına ; geçse de yolumuz bozkırlardan, denizlere çıkar sokaklar..
Her şey aslıyla kaim. Aslımız okyanus ise neslimiz de okyanus olacaktır değil mi?
Bilmemi ister misin? Söyle o halde.
5 Mart 2012 Pazartesi
Pembe
Daha kısa evlerden müteşekkil daha küçük bir kasabada, birbirine zarar vermeyen insanlarla beraber mutlu bir hayat istiyorum.
Sonbahar yaprakları birikmiş bahçesinde beyaz boyalı salıncağı sessizce sallanan bir ev.. Dinlemeyi seven bir çınarım olsun, öğüt veren bir de söğütüm. Bak yine sahiplenme kelimeleri dökülüyor ağzımdan. Hayır, ben onların olayım, onlar benim olmasın. İstedikleri hayatı özgürce yaşasınlar, asla bir saksıya koymam onları. O küçük dünyamızda hepimize yetecek kadar toprak olacak nasılsa.
Bahçemde hep meyvesiz, faydasız bitkiler yetiştirmek isterim bir de. Hiç kimseye en ufak bir faydası olmayan, başka dünyalarda olsa kökünü kazımak isteyecekleri bitkiler..
Sadece ve yalınca olmak isterim orada, bir de gözleriyle gülen komşularım olsun. Birbirimizin çöplerine bile şefkatle bakalım. Teknoloji kelimesi en büyük hakaret olsun, uzak olsun. Irmak olsun, balıklar olsun..
Sabahken sabah gibi, akşamken akşam gibi olsun. Kimse kimseyi delice sevmesin. Herkes akıllı uslu olsun. Ya da aslında herkes deli olsun. O da olur. Ama herkes derdini de sevincini de sadece ağaçlara söylesin..
Zamanı ölçmeden tartmadan, az ya da çok demeden yaşayalım, ölelim.. Kuşlarla uyuyup kuşlarla uyanalım.. Kimsenin sesi kimseden yüksek çıkmasın..
Bütün işlerimi en ufak ayrıntısına kadar emek vererek kendim yapmak isterim bir de. İnsan emek vermediği birşeyin hayalini kuramaz çünkü. Hiçkimse için istemeden bir şey yapmak zorunda olmayayım, kimse bana lutfetmesin, ya da hatır diye bir olgu yokmuş olsun meğerse.. Herkes şarkı söyler gibi mutlu ve kolay yapsın günlük işlerini, kimse keyifsizken şarkı söylemek istemez ki..
Mutluluk kelime olarak değil bir duygu olarak var olsun istiyorum. Kelimeler olmadan anlaşabilelim. Gözlerimizle sevip gözlerimizle gülelim. Kimseye dokunmayalım. Ağaçlara sarılalım. Salıncakta uyuyalım... Havada hep sevdiğimiz kokular...
Şimdilik istediklerim bu kadar..
Sonbahar yaprakları birikmiş bahçesinde beyaz boyalı salıncağı sessizce sallanan bir ev.. Dinlemeyi seven bir çınarım olsun, öğüt veren bir de söğütüm. Bak yine sahiplenme kelimeleri dökülüyor ağzımdan. Hayır, ben onların olayım, onlar benim olmasın. İstedikleri hayatı özgürce yaşasınlar, asla bir saksıya koymam onları. O küçük dünyamızda hepimize yetecek kadar toprak olacak nasılsa.
Bahçemde hep meyvesiz, faydasız bitkiler yetiştirmek isterim bir de. Hiç kimseye en ufak bir faydası olmayan, başka dünyalarda olsa kökünü kazımak isteyecekleri bitkiler..
Sadece ve yalınca olmak isterim orada, bir de gözleriyle gülen komşularım olsun. Birbirimizin çöplerine bile şefkatle bakalım. Teknoloji kelimesi en büyük hakaret olsun, uzak olsun. Irmak olsun, balıklar olsun..
Sabahken sabah gibi, akşamken akşam gibi olsun. Kimse kimseyi delice sevmesin. Herkes akıllı uslu olsun. Ya da aslında herkes deli olsun. O da olur. Ama herkes derdini de sevincini de sadece ağaçlara söylesin..
Zamanı ölçmeden tartmadan, az ya da çok demeden yaşayalım, ölelim.. Kuşlarla uyuyup kuşlarla uyanalım.. Kimsenin sesi kimseden yüksek çıkmasın..
Bütün işlerimi en ufak ayrıntısına kadar emek vererek kendim yapmak isterim bir de. İnsan emek vermediği birşeyin hayalini kuramaz çünkü. Hiçkimse için istemeden bir şey yapmak zorunda olmayayım, kimse bana lutfetmesin, ya da hatır diye bir olgu yokmuş olsun meğerse.. Herkes şarkı söyler gibi mutlu ve kolay yapsın günlük işlerini, kimse keyifsizken şarkı söylemek istemez ki..
Mutluluk kelime olarak değil bir duygu olarak var olsun istiyorum. Kelimeler olmadan anlaşabilelim. Gözlerimizle sevip gözlerimizle gülelim. Kimseye dokunmayalım. Ağaçlara sarılalım. Salıncakta uyuyalım... Havada hep sevdiğimiz kokular...
Şimdilik istediklerim bu kadar..
15 Şubat 2012 Çarşamba
Elimden gelen
Ben bu şarkıyı oturup evimde elimlen yazdım. Hoca elle yazın dedi.
Çiçekleri seven elleri
Bulutları süpüren
Yıldızları silen gözleri
İnciyi kıskandıran dişleri, mercan dudakları
Çağlayandan dökülür gibi saçları vardı.
Onda bir kudretti var olduğu sanılan,
Ve sarfetti hiç gözyaşına bakmadan.
Sonra
Hepsi toprak oldu.
Çiçekleri seven elleri
Bulutları süpüren
Yıldızları silen gözleri
İnciyi kıskandıran dişleri, mercan dudakları
Çağlayandan dökülür gibi saçları vardı.
Onda bir kudretti var olduğu sanılan,
Ve sarfetti hiç gözyaşına bakmadan.
Sonra
Hepsi toprak oldu.
10 Şubat 2012 Cuma
İman ettim de ama içinden de kimse duymasın.
"İman ettim de, sonra dosdoğru ol."
Hadis-i şerif
"İman ettim de, ama içinden de, birileri duyarsa sonra senin ne olduğunu anlarlarsa sonra gün gelir devran döner de senden güçlü makam sahibi olurlarsa o zaman hadi seni atarlarsa yanlarından, hadi seni sevmezlerse? Bak x kişisine nasıl da güveniyor tiynetsiz kefere, nasıl da aralarına kaynamış, halbuki onun da eskiden iman ettim diye içinden diyenlerden biri olduğu söyleniyor, baksan sen bile ayıramazsın maşaallah aynı onlara benziyor. Aman deyim devir değişti. Artık herkes herkese düşman, iman ettim diyenlerden, hele sonra dosdoğru olanlardan, özellikle onlardan gizlen. Asıl onlardan kork. Diğerleri enazından kim olduğunu bilmedikçe sorun olmaz. O yüzden mümkünse elinden geldiğince onları ekarte et ne yapman gerekiyosa yap tabiy. Her şeyi uluorta yapıp konuşup berbat ediyorlar işlerini. Sen böyle sıkıntı çek de sonra durumlar düzelince sen de sevap alır telafi edersin. Önemli olan niyet zaten, bi de büyük farzlar. Onları da elinden geldiğince evinde kimsenin görmediği yerlerde çocuklarının görmeyeceği şekilde yaparsın. Allah affeder merak etme. Sen olmasan bu memleketin hali ne olurdu bilmiyorum herkes kendini kurtarma peşindeyken sen büyük düşünüyorsun. Allah herşeye kadirdir diyorlar, iyi de sen bu fedakarligi yapmasan nasıl olacaktı o işler ya amma da saf insanlar. Hepsi senin sayende."
Kim olduğunu bilirsin sen (voldi voldi voldimort)
Hadis-i şerif
"İman ettim de, ama içinden de, birileri duyarsa sonra senin ne olduğunu anlarlarsa sonra gün gelir devran döner de senden güçlü makam sahibi olurlarsa o zaman hadi seni atarlarsa yanlarından, hadi seni sevmezlerse? Bak x kişisine nasıl da güveniyor tiynetsiz kefere, nasıl da aralarına kaynamış, halbuki onun da eskiden iman ettim diye içinden diyenlerden biri olduğu söyleniyor, baksan sen bile ayıramazsın maşaallah aynı onlara benziyor. Aman deyim devir değişti. Artık herkes herkese düşman, iman ettim diyenlerden, hele sonra dosdoğru olanlardan, özellikle onlardan gizlen. Asıl onlardan kork. Diğerleri enazından kim olduğunu bilmedikçe sorun olmaz. O yüzden mümkünse elinden geldiğince onları ekarte et ne yapman gerekiyosa yap tabiy. Her şeyi uluorta yapıp konuşup berbat ediyorlar işlerini. Sen böyle sıkıntı çek de sonra durumlar düzelince sen de sevap alır telafi edersin. Önemli olan niyet zaten, bi de büyük farzlar. Onları da elinden geldiğince evinde kimsenin görmediği yerlerde çocuklarının görmeyeceği şekilde yaparsın. Allah affeder merak etme. Sen olmasan bu memleketin hali ne olurdu bilmiyorum herkes kendini kurtarma peşindeyken sen büyük düşünüyorsun. Allah herşeye kadirdir diyorlar, iyi de sen bu fedakarligi yapmasan nasıl olacaktı o işler ya amma da saf insanlar. Hepsi senin sayende."
Kim olduğunu bilirsin sen (voldi voldi voldimort)
8 Şubat 2012 Çarşamba
12 Ocak 2012 Perşembe
Eşitlik eşittir adaletsizlik.
Biz kadın erkek eşitliğini yemeyiz canlarım, takva ehli olan kadın daha üstün. Kısıtlamıyoruz kendimizi eşit olcakmışız diye. Kasmıyoruz.
Takva Allah katında üstün tabiy. Asrisaadete bakılırsa kadına aslında ne kadar pozitif ayrım yapıldığını da farkederiz, kristal muamelesi yapılıyor, mücevher muamelesi.
Bu eşitlikçi(!) toplumda adamlar suratımıza kapıyı çarpmaz hafiften beklerlerse geçmemizi, minnettar kalıyoruz. Çünkü yapmak zorunda değil. Eşitlikçi arkadaşların böyle bir nezaket felan da beklemeye hakları yok ayem sori. Yapan nezaketinden yapıyor, helal olsun diyorum onlara.
Bir halksağlığı hocası bize derste şöyle söylemişti; erkeklerin ortalama ömrü atmış yılken kadınların ortalama ömrü atmışbeş yıldı eskiden. Şimdi kadınlar eşit olacağız diye sigara içiyor, ağır işlerde çalışıyor, erkekler ne yaparsa onlar da yapacağız diye uğraşıyorlar, kadınların ömrü gidek kısalıyor, ne yaptıklarının farkında değiller...
Ben fıtrattan yanayım sevgili dostlar. Fiziksel olarak zaif ve naif olan korunmaya, özel muameleye muhtaçtır.
Eşit değiliz hiçbirimiz..
Beni dinlediğiniz için teşekkürler, saygılar, hörmetler..
Takva Allah katında üstün tabiy. Asrisaadete bakılırsa kadına aslında ne kadar pozitif ayrım yapıldığını da farkederiz, kristal muamelesi yapılıyor, mücevher muamelesi.
Bu eşitlikçi(!) toplumda adamlar suratımıza kapıyı çarpmaz hafiften beklerlerse geçmemizi, minnettar kalıyoruz. Çünkü yapmak zorunda değil. Eşitlikçi arkadaşların böyle bir nezaket felan da beklemeye hakları yok ayem sori. Yapan nezaketinden yapıyor, helal olsun diyorum onlara.
Bir halksağlığı hocası bize derste şöyle söylemişti; erkeklerin ortalama ömrü atmış yılken kadınların ortalama ömrü atmışbeş yıldı eskiden. Şimdi kadınlar eşit olacağız diye sigara içiyor, ağır işlerde çalışıyor, erkekler ne yaparsa onlar da yapacağız diye uğraşıyorlar, kadınların ömrü gidek kısalıyor, ne yaptıklarının farkında değiller...
Ben fıtrattan yanayım sevgili dostlar. Fiziksel olarak zaif ve naif olan korunmaya, özel muameleye muhtaçtır.
Eşit değiliz hiçbirimiz..
Beni dinlediğiniz için teşekkürler, saygılar, hörmetler..
10 Ocak 2012 Salı
Angara
Ankarada tekinsiz kaldırım taşları. Hangisinin altından su fışkıracağını bilemezsin.
Allahummesallialaseyyidina..
Ankarada yoğun şemsiye trafiği.
Allaahümmesallialaseyyidina..
Yanımdan geçiyorlar hızla. Tekinsiz kaldırım taşlarını adımlayarak. Kırmızı saçlı, dudağının sol üst köşesi piercingli, türbanlı, tülbentli, bıyıklı, traşlı, kel, kör.. Şemsiyeler kareli, şemsiyeler puantiyeli, ekose, en çok da şeffaf..
Bu kalabalıkta yanından geçenin Hızır mı Azrail mi olduğunu bilebilir misin?
Azrail sokağın ortasında çıkabilir mi karşına?
Estağfirullahelazim estagfirullahelazim..
Yok canım sokağın ortasında düşüp ölen var mıdır durduk yere? Olmuş mudur sahi, kaldırımda durdukyere düşüp ölen biri..
Olabilir.. Neden olmasın? Kafayı kadırırsın ve kalabalığın arasından Azrail'le gözgöze gelirsin.. Tak diye kesilir o an bütün planların yarıda..
Estağfirullah el azim..
Ben böyle düşünüyorum ya, Allah bir şeye ol der o da olur.. Ne derim şimdi bitse herşey.. Şimdi sorguya alınsam.. Niyetim ne amelim ne..
Ofofof..
Eşheduenlailaheillallah veeşhedüennemuhammedenabduhuverasuluh..
Enazından bir tazeleme yapalım..
Bir elimde şemsiye bir elimde çanta.. Dondu iki el de.. Hani hava kar yağınca yumuşuyordu.. Neyse..
Değişik musikilerle salavatlar getirerek için için ürpererek gidiyorum yine de gitmekte olduğum yere..
Eyvallah..
Allahummesallialaseyyidina..
Ankarada yoğun şemsiye trafiği.
Allaahümmesallialaseyyidina..
Yanımdan geçiyorlar hızla. Tekinsiz kaldırım taşlarını adımlayarak. Kırmızı saçlı, dudağının sol üst köşesi piercingli, türbanlı, tülbentli, bıyıklı, traşlı, kel, kör.. Şemsiyeler kareli, şemsiyeler puantiyeli, ekose, en çok da şeffaf..
Bu kalabalıkta yanından geçenin Hızır mı Azrail mi olduğunu bilebilir misin?
Azrail sokağın ortasında çıkabilir mi karşına?
Estağfirullahelazim estagfirullahelazim..
Yok canım sokağın ortasında düşüp ölen var mıdır durduk yere? Olmuş mudur sahi, kaldırımda durdukyere düşüp ölen biri..
Olabilir.. Neden olmasın? Kafayı kadırırsın ve kalabalığın arasından Azrail'le gözgöze gelirsin.. Tak diye kesilir o an bütün planların yarıda..
Estağfirullah el azim..
Ben böyle düşünüyorum ya, Allah bir şeye ol der o da olur.. Ne derim şimdi bitse herşey.. Şimdi sorguya alınsam.. Niyetim ne amelim ne..
Ofofof..
Eşheduenlailaheillallah veeşhedüennemuhammedenabduhuverasuluh..
Enazından bir tazeleme yapalım..
Bir elimde şemsiye bir elimde çanta.. Dondu iki el de.. Hani hava kar yağınca yumuşuyordu.. Neyse..
Değişik musikilerle salavatlar getirerek için için ürpererek gidiyorum yine de gitmekte olduğum yere..
Eyvallah..
4 Ocak 2012 Çarşamba
Ulur aya karşı kirli çakallar
Şiirden çok çakmıyorum ama bu mısra bu gün patladı beynimde.
Ay temiz, ay güzel, ay yükseklerde..
Çakal, kirli çakal.. Ona çatlasa ulaşamaz. Onu alaşağı etmeye de muktedir olamaz. En kârlısı nedir?
Onu ilk gördüğü anda parlaklığı, ihtişamı gözlerini kamaştırmıştır. Kendisi onun gibi asla olamazdır, gökyüzünü belki de çok kibirli olanların yeri diye düşünür, kendi kibrini asla tanımayarak. Yücelteni unutur.
Ay karanlık gecede yükseldikçe, o kendi ilgisinin, kirli bakışının ayı yücelttiğine iman eder. Kendine leş gibi de pay biçer. Onu herkese anlatır biraz da hasetle. Aralarının sıkı fıkı görünmesi oldukça da kârlıdır.
Sonra birgün gelir ay önce yarım ay olur sonra hilal.. O da nesi, gün geçtikçe eriyip gitmektedir. Çakal. Kirli çakal. Bunu farkeder etmez, onun da güzelliğinin tükendiğini, hükmünün bittiğini düşünür, belki de arkasından daha kudretli bir şey doğacaktır..
İştahı kabarır kirli çakalın, başlar aya karşı ulumaya. Önce yavaştan alır, tedbir için, bakar ki ay gerçekten yok olmak üzeredir, gösterir gercek yüzünü.. Ulur da ulur o silinip gidene kadar. Nasıl olsa geri gelmeyecek, hesap soramayacaktır, artık ona muhtaç değildir, varsın herkes ayın gidişini çakaldan bilsindir..
Çakal doğacak olan yeni yıldıza yalakalık yapmaya hazırlanır doludizgin. Salyaları çok uzaklardan farkedilmektedir.
Bekler, bekler.
Hesap döner.
Ve ay gökyüzünde yeniden gitgide büyüyerek belirir.. Çünkü onu seven, herşeye gücü yetendir. (Bu bir temennidir)
Çakal ise zelilliğiyle tarihe kaydolur..
Çakallardan koru Ay'ı Rabbim..
Ay temiz, ay güzel, ay yükseklerde..
Çakal, kirli çakal.. Ona çatlasa ulaşamaz. Onu alaşağı etmeye de muktedir olamaz. En kârlısı nedir?
Onu ilk gördüğü anda parlaklığı, ihtişamı gözlerini kamaştırmıştır. Kendisi onun gibi asla olamazdır, gökyüzünü belki de çok kibirli olanların yeri diye düşünür, kendi kibrini asla tanımayarak. Yücelteni unutur.
Ay karanlık gecede yükseldikçe, o kendi ilgisinin, kirli bakışının ayı yücelttiğine iman eder. Kendine leş gibi de pay biçer. Onu herkese anlatır biraz da hasetle. Aralarının sıkı fıkı görünmesi oldukça da kârlıdır.
Sonra birgün gelir ay önce yarım ay olur sonra hilal.. O da nesi, gün geçtikçe eriyip gitmektedir. Çakal. Kirli çakal. Bunu farkeder etmez, onun da güzelliğinin tükendiğini, hükmünün bittiğini düşünür, belki de arkasından daha kudretli bir şey doğacaktır..
İştahı kabarır kirli çakalın, başlar aya karşı ulumaya. Önce yavaştan alır, tedbir için, bakar ki ay gerçekten yok olmak üzeredir, gösterir gercek yüzünü.. Ulur da ulur o silinip gidene kadar. Nasıl olsa geri gelmeyecek, hesap soramayacaktır, artık ona muhtaç değildir, varsın herkes ayın gidişini çakaldan bilsindir..
Çakal doğacak olan yeni yıldıza yalakalık yapmaya hazırlanır doludizgin. Salyaları çok uzaklardan farkedilmektedir.
Bekler, bekler.
Hesap döner.
Ve ay gökyüzünde yeniden gitgide büyüyerek belirir.. Çünkü onu seven, herşeye gücü yetendir. (Bu bir temennidir)
Çakal ise zelilliğiyle tarihe kaydolur..
Çakallardan koru Ay'ı Rabbim..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)




















